Pandora’nın Kutusu’ndan çıkan reklam…

Gazeteci Erol Uysal, Yeşil Hat’ta bulunan Lefkoşa Uluslararası Havaalanı ziyaretini kaleme aldığı yazısı, yerel ve yabancı basında yayımlanmış ve oldukça dikkat çekmişti.

Erol Uysal’ın Yeşil Hat’tan Pandora’nın Kutusu olarak bahsettiği yazısı ve yaşadıkları şu şekilde:

Erol UYSAL

Bölünmüş şehirler tarih boyunca hep var oldu. Toplumlar arası yaşanan savaşların sebep olduğu görüntüleri bugün de hayretler içerisinde takip etmeye devam ediyoruz…

Ülkemizde bölünmüş. Kıbrıslılar yarım asır önceki yaşanmışlıklarını bir kutuya hapsetmiş durumda…

Kimilerinin iyi, bir başkasının da kötü anıları vardır kuşkusuz…

Bugün kapılar açık. Kıbrıslılar adanın her iki tarafına da gidip gelebiliyor.

Fakat bölünmüşlüğün sebep olduğu Yeşil Hat üzerinde kalan alana herkes giremiyor.

Ancak gazeteciler, ya da özel izin çıkarıp gidebilenler var.

O yüzden ben Yeşil Hat’a Pandora’nın Kutusu diyorum. Harabe olmuş binalar, restoranlar, pas tutmuş arabalar, evlerin içerisinden çıkan ağaçlar ve savaşa ait izler…

İyi ya da güzel diyebileceğimiz fotoğraf kareleri yansımıyor objektife…

Bölünmüş Lefkoşa’nın değerleri arasında yer alan ve kamuoyunda “Hayalet Havalimanı” olarak bilinen Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’nın görüntüsü, tamda bu noktada gözler önüne geliyor.

Parçalanmış yolcu uçağı, bina içerisinde ağaçlar, otlar, etrafa yayılmış kırık cam parçaları, çürüyen koltuklar, çöken tavandan yere düşen tuğla parçaları, aksiyon filmlerini aratmayacak dört dörtlük bir sahne adeta…

Havadis’te çalıştığımız yıllardı. Gazeteci Aral Moral ve Hasan Hastürer ile birlikte, Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile mülakat için ara bölgedeki Birleşmiş Milletler Ofisi’ne gitmiştik.

Mülakat bittikten sonra BM yetkilileri eşliğinde Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’nı gezmeye gittik. İlk gidişimiz değildi aslında. Ben fotoğraf çekmeye başladım. Kompozisyon yaratmaya çalışıyordum.

Yolcu terminali içerisindeki bir tabela ilgimi çekti. Üzerinde kano süren adam resmi ve bir de saat fotoğrafı vardı. Dünyaca ünlü Seiko saatlerinin reklam tabelasıydı. Tabela, suda da çalışabilen bir modeli tanıtıyordu. Saat fotoğrafının üzerinde su damlaları da vardı. Tabelanın ortası delikti ve güvercin pislikleriyle doluydu. Üzerinde ise güvercinler oturuyordu.

Çekimleri tamamladıktan sonra haber merkezine döndük. Downer ile yapılan mülakatın fotoğraflarını attıktan sonra havalimanının fotoğraflarını incelemeye koyuldum. Ve o anda aklıma bir fikir geldi. Seiko firmasının değişik ülkelerindeki bayilere çektiğim tabelanın fotoğraflarını e-mail adreslerine atmaya başladım. Kısaca Lefkoşa Uluslararası Havalimanı’nın hikayesini de anlattım. Ertesi sabah gazeteye döndüğümde, e-maillerim arasında birçok teşekkür yazısı aldım. Bayiler tabeladaki reklamı ve havalimanının hikayesini çok ilginç bulmuşlardı. E-mailler birkaç gün boyunca durmadan geldi. Ve bunu  “Havadis Seiko’yu mutlu etti ‘’ başlığı altında gazeteye sayfalarına haber yaptık. Aradan birkaç hafta geçmişti ki güneydeki firmadan da e-mail geldi. Anastasios Stephanides & Son Ltd adı altında. E-maili yazan bir sekreterdi ve mesajda, firmanın genel müdürü Harris Jeronymides’in fotoğrafı gördüğünü ve bizi misafir etmek istediği yazıyordu.

Çok sevinmiştik. Aral Moral ile birlikte e-maile cevap yazarak gün ayarladık. Birkaç gün sonra gitmek için yola çıktık. Bize tarif edilen yere vardık. Randevumuz olduğunu söyledik bizi hemen içeri aldılar. Büyük bir işletmeydi. Arabadan tutun da birçok ürünün bayisiydi.

Harris bizi karşıladı. Çok samimi ve neşeli biriydi. Bizimle ilgilendi. Yüzünde hemen bir tebessüm belirdi ve “o tabelayı 45 yıl önce ben ve birkaç kişi havalimanı içerisindeki duvara monte etmiştik. Ben tabelanın orada olduğunu bile unutmuştum. Çok hoş bir sürpriz oldu. Demek ki iyi bir reklam kaç yıl sonra bile etkili olabiliyormuş”  dedi. Aral Kıbrıslı Türk tanıdığı olup olmadığını sordu. Haris “ben İngiliz okulunda okudum ve çok Kıbrıslı Türk arkadaşım vardı. Güzel yıllardı. Hiç kavgamız olmadı her şeyi beraber yapardık’’ diye cevapladı. Ardından gülmeye başladı ve Aral’a dönerek o zamanlar Türk arkadaşlarından öğrendiği küfürlü sözleri Türkçe olarak söyledi. Ayni anda kahkahayı bastık.

Bu esnada sekreteri içeri girdi ve elinde bir paket vardı. Harris bana dönerek “seni daha yaşlı biri sanıyordum. Genç olacağını tahmin etmedim yoksa sana gençler için olan modelden getirmelerini isteyecektim” diyerek bana paketi uzattı. Paketin içerisinde Seiko marka güzel bir saat vardı. Çok heyecanlanmıştım. Bir haberden nerelere kadar gelmiştik. Gazeteci olarak kendimi önemli hissettiğim ender anlardan biriydi. Vedalaşarak oradan ayrıldık. Sonraki yıllarda saati yıpranmaması için pek kullanmadım. Bazen yazı yazmaya başladığımda saati çalışma masamın üzerine koyuyorum…

Pandora’nın Kutusu bir efsaneden başka bir şey değil kuşkusuz. Ama ülkemizde var olan Yeşil Hat gerçeği önümüzde duruyor. Reklam tabelasının bizleri getirdiği sonuçsa, iyi şeylere vesile olacak küçük ayrıntıları uzakta aramamak gerektiğine işaret ediyor.