FeaturedKIBRISVOİ Özel Haber

Niyazi Kızılyürek ile Strazburg’da özel röportaj

Hatice KERLO

Avrupa Parlamentosu milletvekili Niyazi Kızılyürek ile Strasburg’da güzel bir sohbet etme fırsatı bulduk. Kızılyürek seçim kampanyasından bugüne yaşadıklarını, ileride yapacağı çalışmaları ve AB’de gelinen son noktaları gazeteniz VOICE OF THE ISLAND’a değerlendirdi.

İlk kez bir Kıbrıslı Türk Avrupa Parlamentosunda yer alıyor. Bu Kıbrıslı Türkler için ne anlama geliyor?

Kızılyürek: Seçim kampanyası boyunca benim ortaya koyduğum esas kimliğim fikirlerimdi. Etnik kimlik temelinde bir kampanya yapmadım. Bir Kıbrıslı Türk veya bir Kıbrıslı Rum olarak kampanya yapmadım. Avrupa parlamentosuna yakışır bir biçimde bir kampanya yaptım. Avrupa parlamentosu ulus ötesi bir kurumdur, burada seçilen insanlar etnik kökenlerine göre değil, ideolojilerine göre yer alıyorlar. Dolayısıyla kampanyamı Kıbrıs’ta Federal çözüme inanan bir barış aktivisti olarak yaptım. İki toplumunda bana oy vermesini talep ettim, iki toplumdan da görüşlerime katılanların oy vermesini talep ettim ve bu seçimi kazandım. Tabii ki Kıbrıslı Türk olamam ve Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıslı Türk’e birlikte oy vermesi bizim tarihimizde bir ilk olduğu için tabii ki heyecan yaratmıştır. Ama heyecanla beraber beklentilerde yaratmıştır. Tahmin ediyorum ki Kıbrıslı Türklerin birtakım beklentileri de vardır. Ama dediğim gibi ben burada kendi dünya görüşüm çerçevesinde, sol gurup içinde yer alan ve Avrupa’nın sorunlarıyla da ilgilenen bir milletvekiliyim.

Yaklaşık üç aydır Avrupa Parlamentosunda çalışıyorsunuz. Deneyimlerinizi bizimle paylaşırmısınız?

Kızılyürek: Bu konuda söyleyecek çok şey var aslında ama özü itibariyle şunu söyleyebilirim. Avrupa Birliğinin yapısında bir çarpıtma olduğunu düşünüyorum ve bu da şundan kaynaklanıyor. Avrupa parlamentosu milletvekilleri, Avrupa parlamentosunda ideolojik dünya görüşlerine bağlı olarak yer alırlar. Yani bir muhafazakâr Kıbrıslı diğer Avrupalı muhafazakarlarla ayni gurupta Avrupa Halk partisinde yer alırken, solcular sol gurupta yer alır ve sosyal demokratlarda yine öyle. Ama bu Avrupalı olan parlamenter kendi yaşadığı ülkeden seçmenleri tarafından seçiliyor. Özetlersem, bir yanda ulus ötesi bir Avrupa parlamentosu var ama kendi ulusu tarafından seçilmiş milletvekilleri var ve dolayısıyla milletvekilleri hala daha çok kendi toplumlarına dönük tavır alıyorlar ve Avrupa’ya bir bütün olarak bakmıyorlar. Dolayısıyla zaman zaman hatta biraz komik kaçan noktalar da olabiliyor. Örneğin bir kişi söz alıyor bir laf ediyor ama o lafın kendi ülkesinde duyulmasını istiyor ve onun reklamını yapıyor. Bence bu bir yapısal çarpıtmadır. Yani Avrupa parlamenteri olarak seçiliyorsunuz ama sizi seçen kendi ulusunuzun seçmenleri oluyor ve parlamenter ister istemez bir yandan ulus ötesi bir kurumda yer alıyor diğer yandan da bir ulusa mensup ve oradan aldığı oylar ile hayatta kalabiliyor. Dolayısıyla hesap verdiği yer Avrupa’nın kendisi olmuyor, dikkatini verdiği yer orası değil seçmenine bakarak konuşuyor. Avrupa birliği içindeki, üç ana kurum yani, konsey komisyon ve Avrupa parlamentosuna baktığımız zaman, Avrupa parlamentosunun halen daha sınırlı bir etkisi olduğunu görürsünüz. Büyük oranda konsey, konseyde yer alan üye devletler onların liderlerinin aldığı kararlar ile yönlendirilir Avrupa. Dolayısıyla, yurttaşların kurumu olan Avrupa Parlamentosunun daha da güçlenmesi gerekiyor. Umarım önümüzdeki dönemde bu yönde adımlar atılır. Ben şahsen bu alanda daha çok emek harcamak istiyorum yani Avrupa Parlamentosunun daha da güçlenmesi için çareler düşünmeliyiz.

Kıbrıslılardan Kıbrıslı Türk ve Rumlardan ne gibi tepkiler alıyorsunuz? Sizin Avrupa Parlamentosunda olmanızı nasıl değerlendiriyorlar?

Kızılyürek: Benim kim olduğumu biliyorlar. Benim görüşlerime yakın duran, Kıbrıs’ta Federal bir Devlet fikrini benimseyen, iki toplumun barış içinde bir arada yaşamasını isteyen Kıbrıslılar, Rumlar ve Türkler tabi ki benim seçimi kazanmış olmamdan hoşnutturlar ve bunu çeşitli biçimlerde ifade ediyorlar. Ama bundan çok daha rahatsızlık duyanlarda vardır. Özellikle milliyetçiler başta olmak üzere, özellikle de altını çizmem gerekiyor Kıbrıs Rum milliyetçileri öyle anlaşılıyor ki bu seçimi kazanmış olmamı bir türlü hazmedemiyorlar. Yani ne yapıyorsam oraya yansıyor. Ağzımı her açtığımda bir şey söylediğimde örneğin Türkçe dilini gündeme getiriyorum hemen bir saldırı başlıyor, ofis açıyorum bir saldırı başlıyor neredeyse havanın kötü olmasından bile ben sorumlu tutuluyorum. Maalesef o kadar komik noktaya kadar geldik.

Geçtiğimiz haftalarda Kıbrıs’ın Kuzeyinde bir ofis açtınız, bu ofisin işlevi ne olacak?

Kızılyürek: Öncelikle bir ofisimde Kıbrıs Rum tarafında var ve şimdi Kıbrıs’ın kuzeyinde de var. Bunun amacı çok basittir. Benim bütün kampanya boyunca söylediğim bir şey vardı. Kıbrıs Türk toplumu Avrupa Birliğine yakınlaşmalı. Kıbrıs Türk toplumunun Avrupa birliğine yakınlaşması, Avrupa Birliğinin de Kıbrıslı Türkleri görür olması. Bu yönde yapılacak çabaların bir parçasıdır ofis. Yani ofis Kıbrıslı Türklerin başvurabilecekleri, bildi alabilecekleri Avrupa’nın programlarının nasıl çalıştığına dair fikir edinebileceği bir anlamda yurttaşlara yol gösterici bir ofistir. Ama bunun arkasında ana fikir Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliğine yakınlaşmasıdır. Benim kanaatimce Kıbrıs son derece kritik bir dönemden geçiyor. Bu hep söylenilen bir sözdür ama ben bunu tarihsel manada kullanıyorum. Yani, ya Kıbrıs birleşecek ya da bölünecek, bu böyle gitmeyecek. Kıbrıs’ın siyasi birliğini sağlamanın en etkin yollarından bir tanesi Kıbrıs Türk toplumunu Türkiye’ye olan bağımlılığından kurtarıp Avrupa Birliği içine almaktır. Bu da bir yandan Federal Devlet fikrini savunmayı gerektirir diğer yandan da Kıbrıs Türk toplumunu daha çok Avrupa içine entegre etmeyi gerektirir. Benim baktığım yer burasıdır.

Türkçenin Avrupa dili olması konusunda çalışmalar yaptığınızı biliyoruz, bu konuda bir gelişme var mı?

Kızılyürek: Şu an son gelişmeden söz etmek çok erken. Bu bir başlangıç, bu bir süreç ve hiç de kolay olmayan bir süreçtir. Günün sonunda bir konseyin kararı gerekiyor, konseyde de bu konuda oy birliğiyle karar alınıyor. Benim çeşitli kademelerde bu meseleyi gündeme getirip bir takım parçalı çözümlere yaklaşabilirim. Örneğin çeviri kurumunun birtakım malzemeleri Türkçeye de çevirmesi gibi, Kıbrıslı Türklerin, imtihanlarını belki Türkçe dilinde de yapabilmesi gibi birtakım çabalarım olacaktır. Ama günün sonunda resmi bir dil haline gelmesi için konseyinde onayı gerekecektir. Bu noktada Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin de desteğini arayacağım çünkü onların da bir oluru olmadan ortaya bir çaba koymadan bu sağlanamaz. Sayın Anastasiadis 2017 yılında bir mektup yazarak böyle bir talepte bulunmuştu. Şimdi ben bu talebi daha ileri götürmesini talep ediyorum ve hep birlikte çalışarak belki günün sonunda Türkçeyi buraya kazandıracağız. Türkçeyi kazandırmanın aslında anlamı şudur, Kıbrıslı Türkleri de Avrupa Birliğine kazandırmak demektir. Bunun siyasi öneminin de son derece büyük olduğunu anlamak lazım.

Zaten bilindiği üzere Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının iki resmi dili vardır biri Türkçe diğeri de Yunancadır;

Kızılyürek: Evet zaten başından öyle, burada konuşulacak bir mevzu yok, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki resmi dili vardır şu anda biri içerdedir biri dışardadır. Bu kabul edilemez.

Geçtiğimiz hafta Avrupa Parlamentosunda Direk Ticaret Tüzüğü ile ilgili birtakım gelişmeler yaşandı. Bu gelişmeler tam olarak nedir, sizin bu konuda bir girişiminiz oldu mu?

Kızılyürek: Hayır, bu soruyu sorduğunuz içinde sizlere teşekkür ederim çünkü çok kafa karışıklığı olan bir konudur. Doğrudan Ticaret Tüzüğü uzun bir zamandan beri dondurulmuş bir şekilde bekletiliyor. Bu konuyu tekrar gündeme getiren Avrupa Halk partisi olmuştur. Avrupa halk partisi bu dondurulmuş belgeyi ortadan kaldırmak istemiştir, yani silinip çöpe atılsın ve temelli olarak geri çekilsin. Aşırı milliyetçi ID gurubu da hemen bunun silinmesini talep etti. Ama diğer güçler başta sol gurup GUE olmak üzere bunun şu anda silinmesinin doğru olmayacağını, Kıbrıs Türk toplumuna yanlış mesajlar verileceğini, Kıbrıs sorunu bağlamında çözüm ve müzakere sürecini başlatma için girişimlerin yapıldığı bir dönemde, şimdi bunu alıp da yok etmenin hiçbir manası olmadığını söylediler. Özellikle GUE sol gurubun tavrı da donmuş olan bu belgenin donmuş olarak kalması yönünde oldu ve sonunda bu çizgide çoğunluk sağlandı. Yani GUE çevresinde çoğunluk sağlandı ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü ortadan kaldırılmadı. Ama tartışmada açılmadı. Eski olduğu haliyle dondurulmuş kaldı. İleriki bir tarihte Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmelere bağlı olarak tekrar gündeme gelip müzakere edilebilecek şekilde dondurulmuş bırakıldı.

Beş yıllık görev süreniz içerisinde ne gibi konular ile ilgilenmeyi düşünüyorsunuz?

Kızılyürek: Ben Kültür ve Eğitim Komitesinde ağırlıkla çalışıyorum. Milletvekilleri komitelerine göre çalışıyorlar zaten. Benim de Kültür ve Eğitim Komitesinde konumum var. Oradaki sol gurubun koordinatörüyüm aynı zamanda. Dolayısıyla ağırlık vereceğim konular bu alanda olacaktır. Kültür ve eğitim bağlamında olacaktır. Bu da son derece geniş bir alanı kapsıyor. Bunun içinde tabii çok dilliliği ileri götürmek Avrupa halklarının birbirini tanıması için daha çok ortak projeler üretmek, bir tür Avrupalılık bilincini kuvvetlendirmek çünkü gerçek şudur ki Avrupa Birliği bir Ulus devletler konfederasyonudur. Konsey böyle çalışıyor ama bir Avrupalılık ortak yurttaşlık bilinci henüz zayıftır. İşte böylece Kültür ve Eğitim komitesi bu alanda son derece etkili olabilir diye düşünüyorum ve tabii Kıbrıs da bu çalışmaların bir parçası olacaktır.

(Voice of the Island)

Etiketler

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı