FeaturedKültür&Sanat

‘Nihat Nalbantoğlu’nun kaleme aldığı Dezavantajlarına Rağmen Başarılmış Bir Hayat adlı otobiyografi yazı ve yorumu’

NİHAT NALBANTOĞLU OTOBİYOGRAFİSİ HAKKINDA ;

Nihat Nalbantoğlu, 01.08.1947’de Lefkoşa ilçesine bağlı Cihangir(Abohor) köyünde doğdu. İlkokulu Cihangir, Küçük Kaymaklı ve Lefkoşa Atatürk İlkokullarında okudu. Sonra Bayraktar Ortaokulu ve Lefkoşa Türk lisesinde eğitimini tamamladıktan sonra 1965’te Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak İlmi bölümünde kaydını yaptırdı. Almanya’da Lerchenfeld Çiftliği’nde üç ay staj yapar ve K.T. Kooperatif Merkez Bankası’na bağlı Çömlekçi Eğitim-Üretim çiftliğinde sorumlu olarak işe başlar. Dolu-dolu bir özgeçmişi olan yazarın biyografisini elinize aldığınızda neler yaptığını gözlemleyeceksiniz. Tarımsal Yapı ve Üretim isimli kaynağı üretir ve Ziraat’ta ülkemizde çok büyük yeniliklerde ön ayak olur. Çalışkanlığı ile bilinen Nihat Nalbantoğlu 2006 Haziran ayında emekliye ayrılır ve bu süreçten sonra da dört yıl daha bakanlıkta ücretsiz danışmanlık yaparak vefakâr bir duruş sergiler. Evli ve iki çocuk, iki torun babasıdır.

Kitap elime kısa bir süre önce geçti,  612 sayfalık kitabı kısa sürede okumak ve içerisinde ki tüm detaylara ulaşmak ne mümkün.  Kitap o kadar detaylı ki yazarının zamanını iki saat ayırmasını ondan beklemek, istemek manası olmayan bir davranış. Çünkü tüm cevaplar elinizde. Nihat Nalbantoğlu’na neyi sorsanız yersiz olurdu naçizane görüşüm. Neden bu kitabı yazma ihtiyacı duyduğumu mu? Yazmaya ne zaman başladığını mı yoksa ne zaman bitirdiğini mi? Ama işte kitabın kendisi bir cevaptır, hayat dersidir. Kitabı açar açmaz çocukluğunu okuyacaksınız. Oradan dramatik bir film senaryosu çıkar. Hayatındaki hiçbir detayı atlamamış, hatta çevresindekilerin hayatı ve birbirlerine olan etkilerini okuyacaksınız. Kitabın sosyolojik değeri çok yüksek… Tanıtım gecesinde kitabın önsözünü duygusal bir kesit olduğu için yazarın kızı olan Müesser Karaca okur ve o bile tahmin etmediği kadar duygulanır orada ki konukların karşısında. Bu duyguları kalabalıklara paylaşmak, içerde kalmış olan duyguların coşmasına sebep olabilir.  

İşte kitabın o duygusal önsözü ve neden yazılmış olduğuna dair öz bir aktarım;

Önsöz

Dezavantajlarına Rağmen Başarılmış Hayatımı yazmaya başlamadan önce, önemli ölçüde bir çekingenliğim mevcuttu. Bu uğraşa başladığım zaman, yazma eylemimin tüm hayat akışını değiştireceğini, fikirlerimin içerisinde yoğunluk yaratarak beni etkisi altına alacağını bilgisayarda ki yazma hızımın çok az olduğunu bildiğimden, bilgisayarın önünden kalkamayacağımı, engelimin bana sorun çıkaracağını hep düşlerdim. Fakat bu düşüncenin üstesinden geleceğimi, bu konuda ki gerekli azmin bende fazlasıyla bulunduğunu ve sebatla bu işi halledebileceğime kanaat getirdikten sonra yazmaya başladım. Şunu ifade etmek isterim ki bende bu azim ve sebat olmasaydı, ne liseyi ne de üniversiteyi bitirip kooperatiflerde ve devlette 36 yıl görev yapma imkânım olurdu. Belki %69 oranında özürlüyüm ama hayata tutunmak için elimden gelen her şeyi yaptığımdan emin olmak isterim. Bana sakat veya engelli diyebilirler,  beni küçük düşürecek sözler söyleyebilirler, bir sofraya topluca oturduğumuzda yemek yiyişim hoşlarına gitmeyebilir, kaplumbağa ve tavşan misali ben onları arkalarından takip edebilirim. Kahvehanede diğer insanlar gibi kahve fincanını alıp ağzıma götüremediğim için beni ayıplayabilirler. Beni mükemmel bir insan olarak göremeyebilirler ama kişiliğime dair kötü bir söz söyleyemezler.

Nihat Nalbantoğlu Ve kızı Müesser Karaca konuşma yaparken

Yıltan Taşçı’nın konuşma esnasında yaptığı yorumu gibi birçok insanın avantajlarına rağmen başaramadığı bir hayatı vardır. Bu, azmin başarısının kitabıdır şeklinde olur. ‘Bu kitapta öznel yargılarını, özel yaşamının ekseninde dönen bir dönemin de panoraması da vardır. Kaynak kitap özelliği özellikle ziraatçıların bulabileceği birçok şey vardır. Hatta ziraatla ilgili kısmı ayrı bir kitap olmalıydı. Ziraattan TMT’ye, Abohor’a kadar, yer yer gülümseten yer yer üzüleceğiniz bir kitaptır.

Gerçek bir motivasyon ve kişilik gelişim kitabıdır. Aslında insanların gerçek anlamda bu şekilde azmeden kişilerin yanında olup onunla bir süre yaşaması ve mücadeleye tanık olması gerekir. Seminer-seminer koşmaktan daha etkilidir. Herkes kendi hayatının kitabını yazabilir mi? Ya da kitabı olabilecek bir hayata sahip olabilir mi. Dezavantajın dezavantaj olarak kalması toplumun acıma güdüsünü körüklerken onla mücadele verip başarmak ise hayret yaratır.  Nice azimli insanlar var ama kendi kaleminden ve hala yaşıyorken toplumla yüzleşme şeklinde ortaya koyulan bir yaşam öyküsü yok. Demek ki bu noktada kişi kendini başarmış görebildi ve yazabildi. Bunu hissetti.  Başarmasına rağmen kendini yetersiz hisseden ve bu duygu altında ezilen hatta hiçbir engeli olmayan birçokları vardır. Engel bizim zihinsel oyunumuzdur. Tabi ki gözle görünür Bir şeyler bizi öteki kılabilir. Bu öteki olmayı da okuyup öğrenerek, mürekkep yalayıp çalışarak tersyüz edip işin içerisinden çıkabilen insan azdır.  Üstelik ince bir espri zekâsına sahip birisi olabilmek önce kendini başkaları yerine koyabilmeyi gerektirir.

Fotoğrafta Ceyhan Özyıldız,  tüm kitapları imzalamış olan Nihat Nalbantoğlu’na, kitabı iyi dileklerde bulunma konusunda yardımcı olmakta.

Kendisi hakkında yazılanlardan örnek vermek gerekirse;

‘Gayet gergin geçen bu eğlence esnasında, kalabalığın eğlencenin ve sohbetin merkezinde, özürlü bir adam gördüm, müstakbel kayınpederim. Ve bu adamı özürlü olarak son görüşüm oldu ‘                        (Dt. Ahmet KARACA( Yazarın Damadı)

Hep düşünmüşümdür yakinen tanıdığım ve gıpta ettiğim Nihat Abim hata yaptı mı? Satır aralarında okuyorum ki Kooperatifte ki işini bırakıp da devlette memur olarak çalışmaya başlamak ona madden çok şey kaybettirmiş. Bunun için sitem ediyor kitabında. Burada en çok hissettiğim şey tercihlerimizin bizi ne kadar zorlayabileceği. Keza eş seçimini anlatıyor. O da öyle ki doğru bir seçim yapmış ve belki de o ilk görücüye gittiği kız Neslihan Hoca gibi vefalı olamayabilir ve bir ömür Nihat Nalbantoğlu’nu üzebilirdi.

Tüm sevdiklerine, dostlarına ayrı ayrı yer veren Nihat Nalbantoğlu kitapta adeta ben bir bütünün parçasıyım ve ben bu insanlarla, yaşadığım çevrem, coğrafyam, evim ile anlamlıyım diyor. Çevresine ve yaşamına öznel bir bakış açısıyla bakarken, kendisi kitabın merkezinde değil aslında. Merkezde olan onun yaşama sevincidir.

Kitabın içerisinde çok samimi eş dostlarının yazar hakkında yazdıklarının arasında sanırım en kıymetli olanı sevgili eşi Neslihan Hanımın evlenmeyi kabul ettiği adam hakkında ki yaklaşımıdır.  O paragraf şöyle idi;

‘Ben Neslihan Hoca, aralık ayının sonlarında gösterdiler özürünü. Yaşım küçük olmasına rağmen, çevremdeki insanlara baktım. Kendi içimde muhasebemi yaptım. Özür insanın kafasında ki düşünce tarzında ve insana yaklaşımında olur. İyi okumuş hayatını kazanan bir adam dediler. 10 Nisan 1977 tarihinde evlendik. Fırtınaya yakalanmadık, güzel günlerimiz hep çoktu. ‘Tüm engellere rağmen hayatım mutlu geçti!’

Sonsöz’de hayata karşı isyan dolu bir duruş sergiler. Yani Nihat Nalbantoğlu’nun içinde ki azim, isyan ediş olabilir miydi…

Kitaptaki son söz kısmı ise kişinin kendine has rahatsızlığına, tedavi süreçlerine ve engelli olarak engellilerin yaşama tutunmaya çalışırlarken ülkemizdeki noksanlığa değiniyor. Ayrıca bireysel olarak çıkılan kitap yolculuğunun bir sosyal sorumluluk projesine de dönüştüğü kanısındayım. Dezavantajlarına Rağmen Başarılmış Bir Hayat adlı kitap, engelli arkadaşlarımıza bu hayatta mücadele etme, Bir şeyler yaparak yaşamlarını anlamlandırabileceklerini gösteren bir motivasyondur desem yanlış olabilir belki. Diyebilirler ki biz nasıl güzel yaşayabileceğimizi biliyoruz, sesimizi duyan yok!  Sağlığı yerinde bireylere empati yapmaya davet eden ve bu empatiyi nasıl kurabileceklerine dair ipuçları veren bir kitap. Son sözde her paragrafın sonu nakarat gibi tekrarlayan cümlelerle dolu… İnsanın içini acıtan cümleler.

‘Keşke sağ elim sağlam tutsa ve ellerim titremese de bir trilyon lira borcum olsaydı. İnsanın aşabileceği en zor engel zihindeki engelidir. Ben yapamam demesidir. Bugün birçok kişisel gelişim kitabı kendinizi yapabilirim diye telkin etmemizi söyler;  sağlıklı görünen bedenlerimizi yöneten beynimizin derinliklerinde travmalarla dolu aşılamayan sakat durumlarımız var birçoğumuzun. Ben yaparım deseniz de bedenen değil ama düşünsel olarak kendi kendinizi blokladığınız zamanlar olabilir. Hani o zaman keşke böyle olmasa da bir trilyon kadar kendime güvenim olsa dersiniz. Benim bu kitaptan üzerime alabileceğim gıpta edeceğim çok büyük bir hayat dersi vardır. Nihat Nalbantoğlu’na hayatını bizimle paylaştığı için teşekkür ederim.

Kitabın içerisinde yer verilen sevgili eşi ve çocuklarına geçirdiği tedavi sürecinde özlemini bildiren bir mektup.

Yazı: Şirin Gazi

Etiketler

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı