FeaturedKIBRISVOİ Özel Haber

“Kaybetmemek için sımsıkı sarılırım, ekmeğime de sevdiklerime de”

Dünya iyisi, ama sert, katı, aşırı disiplinli bir baba
Yüreği sevgi dolu gayet ılıman bir anne
Ve
TÖZÜN TUNALI

Kıbrıs’ta İngiliz Müstemleke İdaresi’nin yer aldığı 1930 lu yıllarda Eylence’den Lefkoşa’ya gelip yerleşen, yağız delikanlı Yusuf, 2. Cihan Harbi’nin acımasızlıkları ile yoğrulur.
Sıdıka Hanım ise Baf’tan gelip Atatürk İlkokulu’nun oldugu yerde bahçecilik yapan aileye yardım ediyordur.. Alaman Harbi sonunda Kıbrıs’a dönen Yusuf, Sıdıka hanımla evlenir. Zor yılların yaşandığı Kıbrıs’ta, Bandabuliya’ da manavlık yaparak ekmeğini kazanan Yusuf, Samanbahçe’de ailesiyle mütevazi bir hayat sürer. Yokluk ve yoksulluk içindeki hayat mücadelesine 18 Temmuz 1954 yılında nelerle karşılaşacağını bilmeden, TÖZÜN TUNALI da katılır.

Hocam anne ve babanızın hayatınızdaki etkisi nasıl ve ne şekilde oldu?

Hayatımda anne babamızın rolü çok büyük. Babamı 30, annemi de 3 yıl oldu kaybedeli. Her ikisine de doyamadım. Neden doyamadım dersen; Anne baba sevgisi doyumsuzdur. Çünkü bize can verdiler, kan verdiler, karşılıksız sevgi verdiler. İyisiyle kötüsüyle yetişmemizde büyük emekleri var.
Çok fakir bir aileden gelmeyiz. Annem 11, babam 9 kardeş.
Annem sonsuz sevgi dolu, çok ılımlı, bizim için saçını süpürge eden bir kadındı.
Annemle ilgili ilk hatırladığım ve yüzümde hem mutlu hem de acı bir tebessüm oluşturan olaylar var.

Henüz 6 yaşımdayım. sünnet fotoğrafı çektirmek için annem beni çocuk arabasına koyup Foto Şık’a götürdü. Samanbahçe’deydi evimiz. Mahallede lingiri veya pirili oyunu oynamaya çıktığımda, annem ekmeğe margarin sürer üzerine de şeker ekeler bana verirdi. Tanrım bu nasıl bir tat bu nasıl bir sevgi diyerek annem beni çok seviyor diye haykırıyordum yüzümdeki gülümsemeyle.

Babam da dünya iyisi ama bir o kadar sert, katı disiplinli, dediği dedik ve baskıcı bir adamdı.
Alaman harbini yaşamış zor koşullarda yetişmiş, açlık yokluk görmüş biriydi. Bundan olsa gerek bizi de sıkı, baskıcı ve sert mizacıyla yetiştirmeye çalıştı.

Hocam biliyoruz ki erkek çocuklar anneye daha gönül bağıyla bağlı olsa bile hayatlarında rol modelleri babalarıdır. Dolayısıyla babalarla daha iç içedirler. Babanızın sizin çocukluk yaşamınızdaki etkileri nasıl oldu ? Neler yaşandı aranızda?

Babam zor şartlarda yaşadı. Onların da etkisiyle sert bir mizacı oluştu. 2. Dünya Savaşı bitince Kıbrıs’a geri döndüğünde Bandabuliya’da manavlık yapardı.

İlkokul 1- 2 den beri mecburdum okul çıkışı Bandabuliya’ya gidip babama yardım etmeye. Babam bir el arabacığına hıyar domadez doldurup bana “Hade git çarşıda dolaş ve bunları satmadan da gelme” derdi.
El arabacığının arkasından sadece başı görünen Tözün ,hem baba korkusu hem de bir an önce verilen görevi tamamlama hırsıyla bir saat içinde malları bitirmenin gururuyla babasının yanına giderdi.

“Al bakalım bu 5 şilin senin”

Babam okumuş değildi. Ama hayatı görmüş okumuşluğuyla davranırdı. Malları satıp geldiğimde, cebinden 5 şilin çıkarır ‘Al bakalım bu senin’ derdi. Bu davranış beni acayip motive ederdi. Şimdi düşündüğümde de bu davranış bana hala doğru geliyor.
Çünkü önce ekmek kazanılmalı. Paranın ne zor kazanıldığını öğrenmeli önce.
Oyun mu? Günü gelir oyun da oynan…

Şu anki aile yapılarına baktığımızda, “Ben yaşamadım ben görmedim çocuklarım yaşasın görsün” mentalitesiyle yetiştiriyorlar çocuklarını. Çocuklar her şeyi hazır bulur. Ceplerine para altlarına araba. Oooohhh ne alaa. Herşey hazır…

“Biz öyle yetişmedik” diyor Tözün Hoca. Çocuklarını da babasından gördükleriyle, ama daha demokratik ve daha çağa uygun yetiştirmiş. Hep bir disiplin altında ve gözünden ayırmadan. Oto kontrol mekanizmalarının gelişmesini sağlayarak, çocuklarıyla kendisinin yaşadığı zor koşulları ve yapılması gerekenleri paylaşmış. Bugün çocuklarının çalışkanlığı, müsrif olmayışları, disiplinleri ve dürüstlükleriyle de gurur duyuyor.

Çocuklarımın okul çağlarında onlara kendi elimle hiç harçlık vermedim. Gidin pantolonumun cebindedir cüzdanım, ordan alın derdim. Gidip bir öğrencinin okul harçlığı ihtiyacı olan en az miktarı alırlardı. Bir guruş fazla almazlardı. Bunu hep kontrol ederdim.

“Babamdan çok tokat yedim ama çocuklarıma bir tokat bile vurmadım”

Okul çıkışı gene Bandabuliya’ya gitmiştim. Oradaki bir çocuk bana bişey atınca ben de ona attım. Babam bunu gördüğünde sorgusuz sualsiz tokadı yapıştırdı. Çok ağlamıştım.
Bir gün yine Samanbahçe’de oynarken düştüm ve elim kırıldı. Korkumdan yalnız başıma hastaneye gittim. Elimi alçıya aldılar. Sonrasında teyzem ve eniştem kurtardı beni dayak yemekten. 13 -14 yaşıma geldiğimde bir gün gene bişey oldu ve babam bana tokadı yapıştırdı.

Yediği tokadın acısı ve gururunun incinmişliği ile Lefkoşa sokaklarında kendisi önde babası arkada kovalamaca yaşayan Tözün isyan ediyordu. “Artık beni döversan seni polise verecem” diyerek.

O günden sonra bir fiske yemeyen Tözün, aile içindeki baskıcı ve katı disiplin içinde yaşamına devam eder.


“Ben sana yalan söyledim baba. Döveceksen döv beni!”

15-16 yaşlarına geldiğinde aileden gizli bir faaliyet içine giren Tözün hayatındaki en büyük dersi de almış olur.
Aileden gizlice futbol oynamaya giden Tözün’e Yeşilada Sönmez Spor Klubü’nde lisans çıkarılır. Yıl 1969. Yeşilada Sönmez – Küçük Kaymaklı maçı oynanıyor. Bu maçta bir de gol atarak takımının galip gelmesinde önemli bir rol oynar. Galibiyetin sevincini yaşarken, babasının da maçı izleyenler arasında olduğundan bihaberdir. Eve geldiğinde karşısına dikilen baba “Anlat oğlum bakalım ne yaptın bugün?” der Tözün ise, “Kütüphanede ders çalıştım da geldim baba” diye cevap verir. Babası daha sert ve yüksek bir ses tonu ile “Son defa soruyorum bana doğruyu söyle’’ deyince Tözün olayın özünü anlar. Titrek bir ses ve gözleri ağlamaklı ‘’Ben sana yalan söyledim baba döveceksen döv beni çünkü haklısın’’diyerek kaderine razı olur…
Büyük bir olgunlukla yaklaşan babası “Söyleseydin ben sana zaten izin verecektim oğlum. Ama yaptığın yanlıştır. Yalana başlarsan hayatın hep yalanla gider. Ne olursa olsun daima doğrudan şaşmaycan”

Babasının bu asil davranışı karşısında çok duygulanır ve babasının sözlerini kulağına küpe eder. “O gün beni yeniden dövseydi, futbolcu olmayabilirdim. Belki hayata küserdim. Ama nasihat etmesi, beni doğruluğa teşvik etmesi olağanüstü motivemi sağladı”

Daha sonra rahmetlik Kemal Şemiler tarafından Çetinkaya’ya transfer olan Tözün Hoca’nın giderek yıldızı daha çok parlar. Lefkoşa Türk Lisesi’nin futbol takımında da yer alır.

Tunalı futbolculuk hayatındaki en önemli maçları şu şekilde açıklıyor

1972 KTFF-TC Genç Milli Takınları maçı, 1976 KTFD-TC Milli maçı Girne’de, Kıbrıs Türk Federe Devleti Milli takımındaki maçlar, 1980 İzmir İslam Oyunları, 1981 KTFD Karması -Fenerbahçe maçları…

O dönemdeki Kıbrıs koşullarında lise son sınıftaki erkek öğrenciler ayni zamanda mücahitlik görevine de alınıyordu. Lise tahsilini bitirdikten sonra da mücahitliğini bitirmek için devam eder Tözün Tunalı. Henüz sakalı bıyığı terlememiş, diğer gençler gibi kendini Kıbrıs Barış Harekatı ile birlikte savaş içerisinde bulur. Hatta anılarından silinmeyecek en önemli şey ‘’Savaşta mevzideyken üstümüzden geçen bir Rum uçağını Türk uçağı sanarak çıkıp el sallamaya başladık. Bize ateş açınca saklanmaya çalışırken bir taşın üzerine düşmüştüm. Ağzımdan kan gelmeye başladı. Vurulmamıştım ama meğer saklanmaya çalışırken dudaklarım parçalanmış ve önden 6 dişimi kaybetmişim.’’

Hocam çok zor şartlarda yarı aç yarı tok kimi zaman yamalı giyerek kimi zaman yırtık ayakkabılarla geçen bir çocukluk döneminiz oldu. Üniversiteye gittiniz. Orada bazen gününüzü aç geçirerek bazen parasızlıktan kilometrelerce yolu yürüyerek okula gittiniz. Okudunuz ve ülkenize gelip iş hayatına atıldınız sonrasında evlendiniz ve çocuklarınız oldu. Bütün hayat deneyimlerinizle, siz çocuklarınızı nasıl yetiştirdiniz?

Ailenin temeli sevgiye dayanır. Sevgi olmayan yerde uzaklaşma olur. Babam bizi hiç kucağına alıp sevmedi. Bizim yeterince görmediğimiz sevgiyi, çocuklarıma ve torunlarıma daha doğdukları günden itibaren vermeye çalıştım. Aileme baktığımda çok sağlam bir temel görüyorum. Çünkü sevgi ve disiplin var. Disiplinin olmadığı yerde anarşi doğar. Sevgi ve disiplinin temelini verdim. Aile içindeki imkanların en iyi şekilde müsriflik yapmadan nasıl kullanılabileceğini öğrettim. Çocuklarım da bu temel üzerinde kendilerini yetiştirdiler. Ben görmedim, ben yaşamadım onlar yaşasın diyerek her imkanı önlerine sunmadım. Emek verip kazanmanın anlamı ve değerini öğretmeye çalıştım. Oysa ülkemizdeki yapı hep hazırcılığa dayalı bir yapı oldu. Bu nedenledir ki aile yapılarıyla birlikte devlet yapısı da çatırdıyor.

Haddini ve hakkını bilmeden yaşama anlayışı aile ve devlet yapısını bu noktalara getirdi.

Son olarak ailelere ve gençlere neler söylemek istersiniz?

Aileler çocuklarının üzerindeki etkinliklerini hiç eksik etmesinler. Çocuklarını sevsinler, sevdiklerini hissettirsinler. Hazırcılığa alıştırmasınlar. Zor şartların da olabileceğini çocuklarına anlatsınlar. Çocuklarına özenti içinde değil, imkanları ölçüsünde yaşamayı öğretsinler. Yüreklerini açsınlar. İyi bir diyalog ve konuşma ortamı yaratsınlar.

Gençlerimiz ise özellikle ailelerini üzmeyecek şekilde davransınlar. “İt olmayacaksınız! P… olmayacaksınız! Kimsenin malında mülkünde gözünüz olmayacak! Hayata sımsıkı bağlanacaksınız! Okuyacaksınız!”derdi babam… Bunun için disiplin ve dürüstlükten şaşmasın gençlerimiz. Arkadaş seçiminde dikkatli olsunlar. Özenti duyarak kötü yollara sapmasınlar ve ülkelerine ailelerine sahip çıksınlar.

Hayatta annem ve babamı kaybetmekten daha büyük bir acı yaşamadım. tek kelime ile öksüz kaldım…

Tatlı günlerim de çok oldu ama çok fakir bir çocuktum. Hırs ve azimle yaşayarak bugünlere gelmeye çalıştım. İyi bir eş, iyi çocuklar ve iyi torunlara sahibim. Daha ne isteyebilirim ki hayatta…

İşte böyleydi benim çocukluğum ve böyle büyüdüm. Bu yüzden ekmek ve emek benim için nimettendir. Kaybetmemek için sımsıkı sarılırım ekmeğime de sevdiklerime de.

Cemal Dermuş

 

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı