FeaturedKültür&Sanat

İnci Kansu’nun 62 yıllık sanat serüveni ve kağıt sanatı

İnci Kansu, 1937 yılında Lefkoşa’da doğar. 1957 yılında burslu olarak Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nde okumaya gider. İnciKansu  eğitimini tamamladıktan sonra 1960 yılında Kıbrıs’a döner. Resim öğretmeni olarak Limasol 19 Mayıs Lisesi’ne tayin olur.Tefdiş Dairesinde çalıştığı dönemde CASP (CyprusAmericaScholarship Program) Bursu ile Amerika’nın değişik şehirlerinde eğitim kursuna katıldı. İnci Kansu burada  Kağıt Sanatı ile tanışır. (Uluslar arası Kağıdını üreten Ve Kağıtla çalışan Sanatçılar Birliği) İAPMA’nın ilk Türk üyesi ve bu sanatı  Kıbrıs’a taşıyan sanatçıdır.

Ankara’da düzenlenen 3.Asya-Avrupa Sanat Bienali Sergi Komiserliği, yerli ve yabancı yazarlar için kitap resimleme ve sayısız seçici kurul üyelikleri yapmıştır ve hala yapmaktadır. İnci Kansu’nun Posta pulu, tebrik kartı ve  banka takvimlerinde çalışmaları vardır. SANART (Estetik ve Görsel Kültür Derneği)  üyesi olarak Ankara’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen Uluslararası Sempozyumlar’da ve Uluslararası Estetik Derneği üyesi olarak Polonya Krakow’da düzenlenen kongrede bildiri sunumu yaptı ve sergi düzenledi. Konferanslar, workshoplar, kongreler, sergiler, bienallerde  aktif katılım göstermektedir. 22 Solo sergi, 135 grup sergi,40 konferans,30 workshop, sekiz ödülü bulunmaktadır.

Çalışmalarının bulunduğu dış ülkeler;

TÜRKİYE – Ege Üniversitesi “Kağıt ve Kitap Sanatları Müzesi – İZMİR

Halikarnassos Kültür Merkezi Koleksiyonu – BODRUM

Kişisel koleksiyon – BODRUM

İbrahim MütefferikaKağıt Müzesi ve Atölyesi – YALOVA

KKTC Elçiliği – ANKARA

Nelli Galeri Koleksiyonu – İSTANBUL

JAPONYA – Kaze Plastik Sanatlar Derneği Koleksiyonu – NAGOYA

AMERİKA —     Fulbright / Casp Merkezi – WASHINGTON DC

Kişisel Koleksiyon – WASHINGTON DC

DANİMARKA – Merkez Postahane Koleksiyonu – KOPENHAGEN

KORE —            PanAsiaPaperMuseum–JEANJU

İSVEÇ —            Kişisel Koleksiyon –HÖNÖ   

MISIR —            Uluslararası Eğitim Enstitüsü – İSKENDERİYE

MEKSİKA —      Kıbrıs Cumhuriyeti Elçiliği – CANCUN

Uluslararası Kadın Sanatçılar Workshop-Sergi Mısır

Sanat serüveniniz nasıl başladı ?

Sanat serüvenimin başına gidersek;İlkokulda; yazı derslerindeki geometrik alıştırma pratiği; çizgilerle aramda sıcak bir ilişki,dostluk başlamasına neden olmuştu. Zamanın tek klişe ustası Rifat Usta benim yakın bir akrabamdı. Onun hazırladığı mühürlerin ve çizdiği desenlerin bende kuvvetli bir çekiciliği vardı. İngiltere’den tatile gelen akrabaların bana getirdikleri sanat kitapları ve dergileriyle İzm’leri ve sanatçıları tanıma şansım olmuştu.Bir de lise son sınıfta,yılsonu sergimizde sürpriz bir olay yaşadım: Bankacı  olan ve kendi de heykel çalışan Mustafa Akansel okul müdürüyle  konuşarak  resim hocamla birlikte bana bir ödül verdiler.Metal bir kupa olan bu ödül hala atölyemde duran ilk ödülümdür. Bu etmenlerden en çok önemsediğim şimdi rahmetle andığım ortaokulda kendime model seçtiğim hem yeteneğine hem de kendine hayran olduğum resim hocam Mevhibe Şefik’tir.

-Resim dersleri ve yılsonu okul gösterileri ile yapdığımız sergi hazırlıkları ve tiyatro dekorları çalışmalarımız çok zevkli geçerdi. Dev boyutlu   yağlıboya tablolar niteliğinde olan bu dekorlar, seyircilerin çok ilgisini çekerdi ve günlerce konuşulurdu. Bunlar o zamanın görsel sanat eserleriydiler. Bir anlamda ogünlerin plastik sanatlarından örnekler sayılan bu dekorların korunamaması ve okul depolarında çürümesi çok yazıktır ve çok üzücüdür.

Çok sevdiğim hocamın sıcak ilgisi ve yönlendirmesiyle içimde besleyip büyüttüğüm dürtü beni sanat eğitimine gönderdi. Yüksek eğitim yıllarında da bir tutkuya dönüştü. Daha sonra da yaşam biçimi oldu. 

O dönemlerde toplumda kadın olmak nasıldı?

 ”Dönemezsin, okuluna devam edeceksin”

 Gazi Eğitim Entitüsü Resim-İş Bölümü Burs sınavını kazandığımda önümde bir engel vardı.

Ben; toplumdahanım olarak sanat eğitimi yapanların ilklerindenim. 62 yıl öncesinden bahsediyorum.O yıllarda toplum içinde; bir kızçocuğunun yüksek eğitim yapmasının gerekmediğini,  çünkü evlendiği eşinin ona bakacağı düşünüldüğünden  geniş ailemdenonay alamamıştım. Buna karşın; annemle babamdan  destek almıştım.Onlar beni ve kardeşlerimi hep desteklediler,bize hep cesaret verdiler.

GaziEğitim Enstitüsü’nün ilk günlerinde yatılı okul bana zor gelmişti ve eve geri gelmek istediğimi bir mektupla ailemebildirdiğimde babamdan gelen mektupta ise ; ”Dönemezsin, okuluna devam edeceksin” yazıyordu.

Okulda;

Avrupada eğitim görmüş,tanınmış; sanatçı hocaların elinde çok yönlü bir eğitim sisteminden geçtim. Desen,Sanat Tarihi,grafik,modelaj,fotoğraf,maden-iş,  ağaç-iş, grafik, ciltçilik,kallikrafi  ve lisan gibi derslerle; önce bir eğitimciye sonra da bir sanatçıya gerekli, çok iyi deneyimler kazandım.Desen derslerinde, “NÜ” çalışmalarımız için atölyemize erkek ve kadın canlımodeller gelirdi.

 -ÖğretmenlikDönemi :

Öğretmenlik;  meslek olmanın ötesinde çok açılımlı bir kavram,sadece eğitimli olmanın yetmediği; sevecenlik,duygusallık,sabır,özveri,disiplin,  güvenirlilik gibi değerlerle beslenen bir olgu ikinci anne-baba veya yakın bir dost konumundasınız.Ödüllü bir meslektir.Benim her zaman karşılaştığım,kişilikleri ve başarılarıyla gurur duyduğum,sevgi,saygı gördüğüm değişik alanlarda çalışan öğrencillerim oldu ve hala var.Bu gurur da gerçek bir ödüldür.

19 Mayıs Lisesi,Yirmi Temmuz Lisesi,TicaretLisesi,Öğretmen Koleji, 1964 sonrası gençlerin yurtdışına çıkamama nedeniyle oluşturulan Geçici Üniversite’deve Teftiş Dairesi’nde çok severek yaptığım 35 yıllık bir meslek yaşamım var.

Değişik ortamlarda sürekli bana sorulan bir soruydu “siz öğretmenmisiniz? sorusu. “Evet,ben öğretmenim ve emekli olalı 24 yıl olmasına karşın öğretmenliği hiç bırakamadım,hala öğretmenim” diyorum.

Teftiş Dairesinde çalışırken CASP bursu ile A.B.D.’de  “Sanat Eğitimi Kursu”nakatıldım.Amaç; Mesleğe yeni gelen arkadaşlara; bu dersle ilgili  eğitim,malzeme,teknik konularında çağdaş uygulamaları aktarabilmekti. Enerjilerini,bilgilerini başarılarını çok takdir ettiğim öğretmen arkadaşlarla çalıştığım bir dönemdi ve bu meslekte ben; hem öğrettim hem de öğrendim. 

Kağıdın kökeni, kağıdı keşvedişiniz ve bunu yeni nesile yaymanız ile toplumun ve sanatçıların kağıt sanatına bakışı ne idi ?

Her sanatçı; içinde bulunduğu ve ürettiği dünyanın ne olduğu ve nasıl olması gerektiği konusunda bilinçli bir kavrayışa ulaşabilmesi sürecinde, elbette dönüşümler yaşıyor.Çünkü; kendi doğasına en uygun olan malzeme ve teknikle kendini dışa vurabilir.Yaratıcı güçlerinin harekete geçebilmesi ve iç dünyasını yansıtabilmesi de ancak böyle olur. Aksi durumda özgün bir sanat dili gelişemez.

Sanatçı; ilgisini çekenyollara girer,dener ve bunlardan hangisi veya hangileri kişiliği ve sanat anlayışıyla örtüşüyorsa orada kalır, artık onu geliştirme çabasındadır. Benim de; yağlıboya ve sulu boya çalışmalarından sonra durağım “Kağıt Sanatı” oldu.Benim sanat felsefem; “deneye ve emeğe odaklı”.Kendi kağıdımı üreterekçalışıyorum.Başka bir deyişle: yaratıya; sanatın işçilik boyutunu genişleterek,kağıt üretim pratiğinin içinden yaklaşıyor,geleneksel,tarihten gelen  El Sanatı ileçağdaş bir plastik sanatını  buluşturuyorum.Çok ilgimi çeken kağıdı tuval yüzeyinde doku için buruşturup  yapıştırarak çalıştığım dönemde A.B.D.’de ki eğitim kursunda  Kağıt Sanatı ile karşılaştım. “Elüretimi Kağıt” ve “Kağıt Sanatı” ile  30 yıldan beri çalışıyorum.İlk yıllarda sanatçı arkadaşlarımın bazıları da  bana “uğraşmayın hocanım kağıt üreteceğim diye,piyasada bu kadar çeşit ve kalitede kağıt varken”diyenler de oldu.

Toplumunda kağıda olan önyargısını şairlerimizden Orbay Deliceırmak’ınçok sevdiğim “KAĞIT AĞITI” şiirinde görebiliriz.

 PARA KAĞIT

NİKAH KAĞIT

KOÇAN KAĞIT

OY KAĞIT

OYSA; NE KAĞITTAN KAPLAN ORMANDA YAŞAR

NE DE KAĞITTAN GEMİ OKYANUS AŞAR.  

Kağıda karşı önyargı

Bir de; ilk sergimi hatırlıyorum. “Şiirler Görseldir” isimli bu serginin katalog yazısını Aşık Mene yazmıştı.Ertesi gün çıkan haberlerin birinde “HPGaleride Elişi Sergisi açıldı” diyordu.Çünkü ilk defa bir serginin malzemesi Elüretimi Kağıttı ve o sergiden atölyeye geri gelen bir çalışma da olmamıştı.

Sebze Papirüsü

Kağıt Sanatını tanıtmak, sevdirmek, yaymak;

 Bilirsiniz; sanatçı her zaman bedel ödeyendir. Kendini bazı değerler uğruna adar ve o alanda “Kurban” durumundadır ama hep bunu aşabileceğine inanır. Ben de öyle yaptım ve dernek kurmazdan önceki  uzun dönemde; bir yandan IAPMA (Uluslararası Kağıtını Üreten ve Kağıtla Çalışan Sanatçılar Birliği) üyesi olarak iki  yılda bir değişik bir ülkede düzenlenen kongrelere katıldım bir yandan daİlkokullara kadar yaptığım workshop,

konferans ve sergilerle bu 20.Yüzyıl sanatını   ülkemetanıtmaya,sevdirmeye, yaymayaçalıştım.Burdabu temeli atabilmek içinuğraşırken,Ankara,İstanbul,İzmir,Bodrum,Antalya gibi şehirlerde de davetle ve yurt dışında da konferans,sergi ve workshop çalışmalarım devam etti.Unutamayacağım deneyimler yaşadım.Bunlardan biri; Brüksel’de Avrupa Birliği sponsorluğunda, Avrupa Parlamentosunun ev sahipliği yaptığı iki Rum, bir  Türk sanatçının katıldığı  sergiydi. Bir diğeri de; Bodrumdaki workshop’a sevdiğim bir şair İlhan Berk’in de katılması ve zevkle kağıt yapmasıydı. Bir de; Hollanda’daDen Hag şehrindeki Kraliyet Kütüphanasinin 500.Yıl kutlamaları için hazırlayacakları kataloğun kağıtlarının üretimi çalışmalarına katılmamçok eğitici olmuştu. Danimarka’daKopenhage’nin Avrupa Kültür Şehri  olduğu yıl, IAPMA Kongresi orda düzenlenmişti ve Mail Art Sergisindeki çalışmalar birkaç şehir gezdikten sonra Merkez Postahanenin arşivine girdi. IAPMA KOREKongresi sergisindeki çalışmalarda; ülke içindeki  turdan sonra PanAsia Kağıt Müzesi’nin arşivinde. Amerikalı bir kağıt sanatçısı yaptığı 3 boyutlu AncestorBallon çalışması için, ağırlık olarak hazırlayacağı kitaplara,kendi ülkemizden bir efsanenin yazıldığı kağıdımız. Yine Amerikalı bir kağıt sanatçısının “ECO SONGS” isimli kitabı için istediği kendi ülkemizden,lifli bir bitkiden lifler ve bu liflerle yaptığımız bir  yaprak (mulihiya) .Bunlar şu anda hatırlayabildiğim  deneyimlerim ve yaşanan bu deneyimlerin hem kişiliğimehem de sanatıma olan etkileri karşıdan  nasıl değerlendirilebilinirmerak ediyorum doğrusu.

Bodrum’daki workshopta İlhan Berk ile

Bodrum Halikarnasos Kültür Merkezinde Workshop

 Kıbrıs Kağıt Derneğinin Kuruluşu;

Kağıtla çalışmayı seven arkadaşlarımı belge ve pratikle,IAPMA’ya üye olmalarını teşvik ettikten sonra İAPMA Kongrelerine Birlikte katıldık. 2015 Yılında da bu arkadaşlarımla, bulduğumuz temelin üstünde, tekillikten  çoğulluğa geçmek, birkuvvet, varlık olmak adına ve bu alanda uluslararası var olan derneklere paralel olarak kendi yerel derneğimizi KKSD’yi (Kıbrıs Kağıt Sanatçıları Derneği)’ni kurduk.

KKSD’nin 1. Yıl Kutlamaları kapsamında Uluslararası sergi

 

Adamızın; Kağıt ile ilgili tarihi bir geçmişi yok, diğer ülkeler gibi bir geçmişden bahsedemiyoruz fakat derneğimizin başkan ve üye sanatçılarının ada içinde ve dışında yaptığı başarılı, ilgi çeken çalışmalar ve  etkinliklerle bu sanatı ülkenin Plastik Sanatlarına katabildiğimizi, şimdisinden ve geleceğinden bahsedebileceğimizi ve toplumun her kademesinde Kağıtla ilgili ön yargıyı değiştirebilmeyi başardık.

BODRUM ‘DA WORKSHOP

Çağımız Sanatçısı ve sanatı hakkında düşünceleriniz ?

Yazılı kültürden,görsel kültüre geçilen bir çağdayız.Objenin pratik işlevi olacağı şartından da vazgeçilmiştir.Sanal bir dünyamız var artık. Modern dünyamıza paralel olarak yaratılan teknolojiler ve uluslararası politikalar sanki bu yaşamı yok etmeye yönelik. İnsanın ve doğanın tek düşmanının yine insan olduğu bir sürece geldik.Geleneklerin,yerel kültürlerin hatta diller’in silinip kaybolacağı konusunda çok ciddi kaygılar var.

Çağımız sanatçıya hem sonsuz malzeme,teknik ve teknoloji olanakları sunuyor hem de açmazlar,zıtlıklar,çelişkiler ve şiddet yüklü,gerilimli bir ortam sunuyor.

Bu nedenlerle bu çağın sanatçısı huzursuz.Çünkü onun gören ve duyan bir yüreği var.O; tüm olumsuzlıklara en çok duygulanan,en çok huzursuz olan ,en çok çözüm arayan ve en çok direnendir.Gombrich ‘Hiçbir sanatçı gerçekleyetinemez! ”der.Çünkü onun için; daha tamam,daha güzel olmak adına, hepbirşeyler eksiktir, bu eksikliği tamamlamak için yaşam boyu didinir durur ve hep bunu aşacağını düşünür.

Benim çalışmalarıma gelirsek; Sanat felsefem emeğe ve deneye odaklı.Picasso’ nun “Aslolan bulmak değil,aramaktır” sözü benim için çok geçerli.Sürekli arayış içinde,deneyereköğrenen,yeniliğeaçık,aceleci olmayan bir sanatsal tavırla çalışıyorum.Bu alanda, 62 yıldan beri bir öğrenciyim ve hep öğrenci kalmak  istiyorum. Çalışmalarımda; Yaşam,Zaman ve Bellek hep içiçedir.YAŞAMserüveniniöncesi,şimdisi ve sonrası ile,bir bütün olarak algılıyorum.ZAMAN’ın bu serüvenin içinden alıp,geçmişe kaydırdığı ve bellek katmanlarına depoladığı izler var.

Bu katmanlar öylesine zengin,anlatımcı ve etkileyici ki; onları yok saymamız mümkünmü?

Değişik zaman katmanlarından yola çıkarak,geçmişle şimdi arasında kaybolan izleri,değişkenliği ve insancıl sorunsalları; toplumsal ve evrensel düzlemde sorgulamaya çalışıyorum.Bu da beni 3.boyuta ve bir arkeolog tavrıyla çalışmaya itiyor.

İAPMA KONGRESİ –KORE- GÜNEŞ

Kağıt,Çalışmalarımın başlama,gelişme,bitiş noktalarında var olan,benim hem kişiliğim,hem sanat anlayışım ve de,yaşantımla örtüşen bir eleman.Aslında KAĞIT insan yaşamıyla örtüşüyor; doğuyor,yaşıyor,değişiyor,ölüyor ve tekrar doğuyor.Böylece bizi yaşamın gerçekleriyle yüzleştiriyor.

 Kağıtın, sanatçıya öğrettiği çok şey var;

Antikiteyi,tarihi,estetiği,akustiği,doğayı,doğallığı, sanatı, yaşamı…Doğanın diliyle konuşarak ,çağdaş,yeni bir dil oluşturan ve sanatçıyı motive edecek dinamiği de taşıyan bir elemandır. Bu alan sanatsal dünyamıza tepkili ve ona paralel olarak yürüyen bir alandır.Her kağıt sanatçısı gibi benim de yüzüm,doğaya,doğallığa,özedönüktür.Çalışmalarımın temelindeki BELLEK konusu da; Kağıda yaklaşımımla mükemmel bir uyum sağlar. Çünkü; Kağıdın da katmanlarında biriktirdiği,tükenmeyen değerleri ve kötülükleri korumaya aldığı,doğal bir belleği vardır.İçinde yaşadığım coğrafyadaki ışığın şeffaflığı ve gölgenin derinliği beni hep kendine çeker. Işık,gölge,zaman, doku ve katmanlar iki ve üç boyutlu çalışmalarımın aktif elemanlarıdır.Picasso’nun,Braque’ ın kübist çalışmalarında,abstrakrenk alanları elde etmede kullandıkları ve  Mattisse’in“kağıt kesmek,renge form vermektir” dediği Kolaj Tekniğide en çok denediğim tekniklerdendir.Sanat benim için yaşama tutunma,kendimi,çevremidünyayı tanıma ve yeniden keşvetmedir.Yaşayabildiğim tek özgürlük alanımdır.

-Burda çalışmalarımla ilgili kritiklerden birini vermek isterim:

“İnci Kansu’nun çalışmaları; artistik yaratıcılığıyla iki boyuttan üç boyuta geçer.Onun sanatı için büyük Türk şairi Ahmet Haşim’in bu sözleri söylenebilir: “Biz bülbülü eti için değil,sesi için besleriz”. TOME MOMIROVSKI – (kritik,yazar)

 Çalışmalarım; projelerbazındadır.Her yeni proje,her yeni tema; sanatçının gündemine yeni arayışlar,yenibilgiler,yeni deneyimler ve yeni hesaplaşmalar getirir.Bir araştırma / keşif alanıdır ve sanatçının yolculuğu burdan başlar.        Üç büyük projem oldu: “CUPRUM”,“TULIPA CYPRIA”VEGETABLE PAPYRUS” Büyük derken,uzun yıllar çalıştığım,yurt içinde ve yurt dışında sergilenen çalış malardemek istiyorum.

Bakır madeni CMC ile ilgili projenizden bahsediniz.

 CUPRUM/BAKIR MADENİ Projesinin çekiciliği/oluşumu iki farklı zıt boyutu barındırıyor.Bir boyutta; ta antik çağlardan günümüze kadar gelen,adamızın (Kıbrıs ) ismiyle bütünleşmiş tarihini,coğrafyasını,  sosyal,ekonomik,siyasal yaşamını etkilemiş bir potansiyel.

Ve şimdi asırlarboyu doğal sürecini yaşayarak tamamlayan bu maden’ninatıklarının çevreyi/doğayı kirleten,zehirleyen,kötü bir mirasa dönüşmesinin tedirginliğini yaşamamız. Diğer boyutta da çocuklukyıllarına kadar geriye giden bir ilişki,tanışıklık,yakınlık var bu bölgeyle.Hafta sonları teyze ziyaretleri,bir bakımdan da Lefke’nin sosyal yaşamını, Cuprum’lu/ Bakır Madenli yüzünü görmemiz anlamındaydı.Bu yaşantılarımdan belleğime yerleşen ve çalışmalarıma girmek için dayatan mutlu çocukluk anılarım da ikinci neden oldu.

Hem geriye doğru zaman içinde yolculuk yaparak,çocukluğumun mutluluklarını arıyorum hem de içime sindiremediğim; sosyal,toplumsal ve doğasal açmazları, çaresizlikleri sorguluyor,gündemdetutmaya,unutturmamaya çalışıyorum.

“CUPRUM” konusuyla ilgili 2013 yılında,Polonya/ Krakow şehrinde düzenlenen 19. Uluslararası Estetik Derneği kongresinde hem konferansım hem de sergim oldu.

tanıtmaya, sevdirmeye, yaymaya çalıştım.

KAĞITLARDAN  TÜNEL – BAKIR MADENİ 

TULIPA CYPRIAPROJESİ’ninçekiciliğine/oluşumuna gelince; “LALE – İNSAN” ilişkileri çeşitli boyutlarda yaşam boyu sürer.İnsanoğlu bu çiçeğe çok farklı anlamlar yüklemiştir; Doğanın, yaşamın, ateşin, aşkın, mumun, şarabın,sevgilinin dudaklarının ve yanak larınınsimgesidir.Şiirlerde,çini,cam,seramik,nakış gibi süsleme sanatlarında, mitolojik efsanelerde yaşar.İnsan yaşamına pralel bir yaşamı var.

”MEDOŞLALESİ”nin de fiziksel,estetik varlığı da doğal olarak adamızın kültürüne,sanatınaedebiyatına,elsanatlarınaelbette yansımıştır.Eski çeyiz sandıkları gibi oymacılık işleri ve birçok arkeolojik kalıntıların kabartmaları bu yansımayı görebileceğimiz sadece iki örneğidir.                                                                                          Yaşadığım coğrafyanın toplum değerleri,geleneksel,sosyal,ekonomik,politik verileri olduğu gibi; doğası,havası,güneşi,ışığı,değerlerininyok olması, bilinçli veya bilinç altında beni etkiler.Bir kağıt sanatçısı olarak yüzüm;doğaya,doğallığaöze dönüktür.Bu projede  “İnsan/Doğa İlişkileri”ndeki sorunsalları irdelemeye, yerelden yola çıkarak hem evrensel coğrafyalara hem de insanoğlununyüreğine  beynine dokunmaya çalıştım.Bu çalışmalarda; anlatımcı öğe olan,ülkenin endemiği “MEDOŞ LALESİ” yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan,fakat gittikçe tükenmekte olan bir Kıbrıslıdır ve dünyalıdır da. İnsanoğluyla yaşıt kabul edilen ‘LALE’nin de yaşamı biz insanların yaşamı kadar tehlikededir.İçinde farklı yaşamları barındıran doğa,  binlerce türüylebir yaşamlar toplamıdır.İnsan,Hayvan ve Bitki türleri hep birbirlerini çağrıştırırlar.Doğarlar,yaşarlar,değişirler,ölürler ve yenidendoğarlar.Elbette “yok oluşlar”yaşamın döngüsünde vardır.Fakat günümüzdeki “yok oluşlar, insan’ın tek ve en otoriter tür olarak,gezegenimizin kaynaklarını ve değerlerini bencilce,sorumsuzca ve aşırı bir tüketim çılgınlığıyla harcamasının sonucudur ve tabii ki doğaya yaptığımız bu zararların bedelini tüm dünya gibi,ülkemiz de; hem kendi yaşantımız hem de “Medoş Lalemiz” gibi birçok değerlerimizle ödemektedir. Biz, hangi kültürün ve bize özgü değerlerin mirasçısıyız? Çoğul bir bilinçle korumamız gereken değerlerimizi koruyabiliyormuyuz yoksa gelecek nesillere “Fotoğraf,görselliğin en yalın kanıtıdır” diyerek onlara fotoğraflarımı bırakacağız?…

CUPRUM  SERİSİNDEN

Voice of the Island 2019 – Şirin Gazi

Etiketler

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı