FeaturedKIBRISVOİ Özel Haber

‘İki ayrı devlet yani KKTC’nin tanınması çoktan tükenmiştir’

Tünay MERTEKCİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi Mağusa Milletvekili Asım Akansoy gündemdeki konularla ilgili gazetemize çarpıcı açıklamalarda bulundu. Akansoy, Maraş’ın açılması hakkında yapılan açıklamaların bir algı operasyonu olduğunu belirtti. Bu konunun politik malzemeden öteye geçemeyeceğini söyleyen Akansoy, Doğu Akdeniz’deki sondaj konusu hakkında da konuştu. Federasyon karşıtı kesimlerin federasyon tezinin tükenmiş olduğunu savunduklarını belirten Akansoy, asıl tükenmiş olanın iki ayrı devlet olduğunu yani KKTC’nin tanınmasının çoktan tükendiğini vurguladı.

Akansoy: Maraş konusu BM ile görüşerek ele alınmalı

Cumhuriyetçi Türk Partisi Milletvekili Asım Akansoy, Maraş konusunun çeşitli zamanlarda ısıtılıp gündem yaratılan konulardan bir tanesi olduğunu söyledi. Çözümsüzlük şartlarında Maraş’ın gündem olduğunu söyleyen Akansoy, “Şunu çok iyi bilmemiz gerekir ki Maraş konusu Kıbrıs sorunundan daha zor bir konudur. Maraş’ın açılması demek Kıbrıs sorununun temel unsurları olan mülkiyet, toprak gibi başlıkların, kapsamlı çözümü etkileyecek şekilde değişmesi demektir” dedi. Dolayısıyla kapsamlı çözüm perspektifinden çıkmadan, BM parametrelerinden çıkmadan, BM ile görüşerek Maraş konusunun değerlendirilmesi ve ele alınması gerektiğine dikkat çeken Akansoy, hükümetin ilk başta Maraş’ı açacakları gibi bir algı yarattığını belirtti. Daha sonra bunu Maraş’ı açmak değil, Maraş’a yönelik bir envanter çalışması olduğu yönünde bilgi verildiğini ifade eden Akansoy, “Envanter çalışması, Maraş bölgesindeki yapıların durumuyla ilgili nicelik ve nitelik değerlendirmesidir, hepsi bu” dedi.

“Bu tavır bir algı operasyonudur”

Dolayısıyla Maraş’ta ne var ne yok şeklinde değerlendirmenin aslında her zaman yapılabilecek bir konu olduğunu dile getiren Akansoy, bu konuda özel bir hamleye ihtiyacın olmadığını vurguladı. “Dolayısıyla ben hükümetin bu yöndeki tavrını bir algı operasyonu olduğunu düşünüyorum” diye konuşan Akansoy, bu algı operasyonunun arkasında da AİHM’deki davanın etkili olduğunu düşündüğünü söyledi. Bu davada zaman kazanabilme adına Bakanlar Kurulunun bu adımı attığını belirten Akansoy, ortada gayrı ciddi bir durumun olduğuna dikkat çekti. Akansoy, Maraş gibi hassas, Kıbrıs sorununu doğrudan etkileyen uluslararası hukuk nezdinde özel bir pozisyonu olan bir konunun, bu denli hoyratça tüketilmesini, kullanılmasının sorumlu bir siyaset olarak olmadığının altını çizdi.

“Bunun ‘ben yaptım olur’ diye bir boyutu yoktur”

Cumhurbaşkanının haberi olmadan böylesine bir hamlenin yapılmasının da kabul edilemez olduğunu dile getiren Akansoy, Kıbrıs konusunun Cumhurbaşkanlığı tarafından yönetilen bir sorun olduğunu belirtti. Dolayısıyla Kıbrıs sorununu doğrudan ya da dolaylı etkileyecek herhangi bir konunun mutlaka Cumhurbaşkanının görüşü alınarak, Cumhurbaşkanının onayı alınarak ileriye taşınması gerektiğini kaydeden Akansoy, “Bunun ‘ben yaptım olur’ diye bir boyutu yoktur. Olmamalıdır. Bugüne kadar asla olmamıştır. Yani dünden bugüne hiçbir şekilde Cumhurbaşkanını zora sokacak, kendisini uluslararası bağlamda sıkıntılı kılacak herhangi bir adım atılmamıştır. Atılmamalıdır” dedi. Bunun da bu dönemde aynı şekilde devam etmesi gerektiğini ifade eden Akansoy, buna dikkat ederek, kontrollü hareket etmekte fayda olduğunu söyledi.

“Politik malzemeden öteye geçmez”

Gelinen nokta itibarıyla Maraş’ın bir algı konusu olduğunun, bir halkla ilişkiler operasyonu olduğunun net bir şekilde ortaya çıktığını kaydeden Akansoy, bu konuda bundan sonraki süreçte herhangi bir gelişme, ilerleme beklemediğini söyledi. Maraş’ı açabilmek için uluslararası hukuka bağlı kalmak gerektiğini yineleyen Akansoy, “Bu da BM Güvenli Konseyi’nin 550 sayılı kararında çok net bir şekilde vurgulandığı üzere Maraş 1974 öncesi sahiplerine devredilmek üzere BM tarafından yönetilecek şekilde ele alınması gerekir. Dolayısıyla eğer bu gündemde değilse bu tamamen sıradan bir politik malzemeden öteye geçmez” diye konuştu.

“Dışişleri bakanının tavrı kontrolsüz bir tavırdır”

Maraş örneğinde olduğu gibi doğal gaz arama ve sondaj çalışmalarında da özellikle Dışişleri Bakanının tavrının kontrolsüz olduğunu ifade eden Akansoy, “Bu tavırıda, Kıbrıs sorununun ya da Kıbrıs Türk toplumunun geleceği açısından ciddi riskler olduğunu düşünmekteyim” dedi. “Sayın Dışişleri Bakanı diplomatik caydırıcılık adına Doğu Akdeniz’deki süreci Türkiye’nin de devreye girmesiyle ya da sokulmasıyla birlikte Kıbrıs Türk toplumunun haklarını koruma adına gerilim politikası ortaya koymaktadır” diyen Akansoy, diplomaside caydırıcılığın olabileceğini ama caydırıcılığın arkasında bazı bağlamların olması gerektiğini söyledi. “Güç dengelerinin iyi analiz edilmesi gerekir ve bu güç dengelerinin bir bakıma uluslararası hukuk bağlamında, askeri boyut bağlamında, coğrafik pozisyon bağlamında ele alınması gerekir” diyen Akansoy, bunların karşımızdaki unsurların güçlerini de dikkate alarak doğru hamleleri doğru zamanda yapmakla mümkün olabileceğini kaydetti.

“Doğal gazla birlikte çok farklı cepheleşme ortaya çıktı”

Kıbrıs adasının çok küçük bir yer ve çok hassas dengelerin olduğu bir yer olduğunu ifade eden Akansoy, özellikle doğal gazın da bulunmasıyla birlikte çok daha farklı bir cepheleşmenin ortaya çıktığının ortada olduğunu belirtti. Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın, sadece ‘ben de varım’ demek adına, ‘ben de sahadayım’ demek adına ‘benim de istediğim olacak’ demek adına Türkiye’yi bu şekilde zora sokacak ve Türkiye’nin gerek uluslararası bağlamda gerekse bölgesel bağlamda sorunlarını artıracak bir yaklaşım içerisinde olduğunu söyleyen Akansoy, bu yaklaşımın üzüntü verici ve düşündürücü olduğunu belirtti. Türkiye’nin zaten çok ciddi sorunlarının olduğunu ifade eden Akansoy, “Gerek iç sorunları var gerek dış ilişkiler bağlamında ciddi sorunları var. Bir de güneyden kendisine yeni bir cephe açılmış olması ve bunun da iyi yönetilmeyerek bu cephenin kalıcı bir hale dönüşmesinin yaratacağı etki ne yazık ki bizi farklı senaryoların içine çekebilir” dedi.

“Tek neden Kıbrıs Rum tarafı değil”

Uzun süredir bu doğal gaz konusunun gündemde olduğunu dile getiren Akansoy, bu konuyla ilgili olarak 2000’li yıllardan itibaren çok ciddi çalışmalar yapıldığını söyledi. Gerek Kıbrıs Rum tarafının gerekse uluslararası güçlerin, tüm hamlelerin hukuksal ve ekonomik alt yapısını adım adım oluşturduğunu belirtti. Dolayısıyla bu çalışmaların bugünün konusu olmadığını ifade eden Akansoy, gerek Türk dışişlerinin, Türk iş insanlarının ve şirketlerin sürece dahil olarak özellikle doğal gazın transferi konusunda, yönetilmesi ve işletilmesi konusunda arayışlar içine girdiğini belirtti. Fakat bugüne kadar istenilen düzeyde bir ortak akıl ve her tarafın kazanacağı bir durum yaratılamadığına vurgu yapan Akansoy, bunun yaratılamamasının tek nedeninin Kıbrıs Rum tarafı olmadığını belirtti. “Çok değişik faktörler vardır. Bu faktörler arasında uluslararası aktörler ve bölge ülkelerinin aralarındaki siyasi sorunlar vardır. ABD yanında özellikle İsrail’in bu süreçte çok belirleyici rolü olduğunu belirtmek isterim. Türkiye İsrail ilişkilerindeki sorunların da, içinde bulunulan krizde ciddi bir rol oynadığını, İsrail’in bir süredir, Kıbrıs sorununda dahi çözümsüzlük yönünde, olumsuz bir tavır takındığını biliyoruz. Uluslararası faktörler içerisinde enerji politikaları ile ilgili etkenler de vardır. Ülkelerin enerji politikalarıyla ilgili faktörler vardır” diyen Akansoy, bu bağlamda ülkesel husumetlerin de söz konusu olduğunu vurguladı.

“Gaz Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye…”

Doğal gazın adım adım ilerleyeceğinin ve böyle bir noktaya geleceğinin çok net bir şekilde bilindiğini belirten Akansoy, “Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanarak AB üyesi olma nedeniyle ve  aynı zamanda BM’nin uluslararası deniz hukuku sözleşmesini imzalaması hasebiyle de süreci bölgesel ittifaklar da yaratarak belli bir noktaya kadar götürdü. Şimdi çok basit bir şekilde düşünecek olursak şu anda bir faaliyet var. Fakat bu faaliyet çok somut bir şekilde herhangi bir gelire dönüşebilecek kapasitede değildir. Bunun için on yıllık bir süre var. Öngörü, Kıbrıs’ın kendi gazının İsrail gazıyla birlikte bir potansiyel olarak kullanılmasıdır” dedi. Söz konusu durumda kısmen Mısır’ın da konuşulduğunu kaydeden Akansoy, “Evet bir gaz vardır, bu gazın transferi nasıl yapılacaktır? Çözüme gideceğiz, çözümle birlikte bu gazın transfer konusu gündeme gelecek. Bu noktada biz de Kıbrıs Rum tarafındaki çeşitli politik unsurlar da bu gazın Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye, Türkiye üzerinden de Yunanistan ve Avrupa’ya transfer edilmesi gerektiği üzerinde bir görüş sahibiyiz” şeklinde konuştu.

“Türkiye’nin talebi haklı bir talep”

Türkiye’nin de beklentisinin açıkça bu olduğunu düşündüğünü söyleyen Akansoy, bunun haklı bir talep olduğunu ifade etti. “Biz bunu sayın Anastasiadis ile yaptığımız özel görüşmede de gündeme getirmiştik milletvekilleri olarak. Kendisine doğru olanın bu olduğunu söylemiştik. Bize verdiği cevap çözümden önce bu konuda herhangi bir bağlayıcı anlaşma yapamayacağını ancak doğal gazın transferiyle ilgili olarak ticari akla göre hareket edilmesi gerektiğini, bugün ticari aklın bu gazın Türkiye üzerinden gitmesi gerektiğini söylemişti” diyen Akansoy, bu yönde bazı açılımların olduğuna dikkat çekti. Fakat Kıbrıs Cumhuriyeti adına Anastasiadis’in, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin münhasır ekonomik bölge ilan ettiği alanlarda gaz faaliyeti yürütülmesinin gerektiğini söylediğini dile getiren Akansoy, bunun kendisi için bir egemenlik meselesi olduğunu, bu egemenliği de asla sarsmayacağını konusunda da bir duruş ortaya koyduğunu kaydetti.

Bu noktada Anastasiadis’in çözüm konusunda zamana oynayarak, uzun süredir hazırlıklı ve olduğu bizi çekmeye çalıştığı noktaya niye girelim. Zaten körün istediği bir çift göz. Kudret bey de kendisine bunu hediye etti. Oysa bizim çok haklı olduğumuz ve dünyayı da yanımıza aldığımız olgular var. Çözüm sürecindeki yapıcı tutumumuz, BM Güvenlik konularına bağlılığımız ve 2004 referandum sonuçlarına rağmen izolasyonların sürmesi. Neden biz kendi yolumuzu çizip haklı olduğumuz alandan yürümüyoruz da, macera peşinde koşuyoruz. Üstelik Başbakan sıcak çatışmadan bahsedip, bundan Kıbrıs Cumhuriyetinin zarar göreceğinden bahsedebiliyor. Böyle ucuz siyaset olmaz. Ağzımızdan çıkanı kulaklarımız duymalı. Boş hamasetlerin, popülizmin bu denli çiğleştiği bir dönem daha  hatırlamıyorum.

“Bu gerilim potansiyel riskler içeriyor”

“Belli bir süre önce bu gaz işinin çok tehlikeli bir süreç olduğunu, en doğru metodun bunun askıya alınması gerektiğini söylemiştim. Hatta bunu Anastasiadis’e de sordular. Doğru olan aslında budur. Yani bu gerilim gerek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortaya koyduğu gerekse buna karşılık Türkiye’nin ortaya koyduğu tavır sürdürülebilir bir yol değildir” diyen Akansoy, bu gerilimin potansiyel riskler içeren bir gerilim olduğunu belirtti. Hiç kimsenin yarın bu gerilimden herhangi bir sıkıntının doğmayacağı düşüncesine kapılmaması gerektiğine dikkat çeken Akansoy, “Ben de sıcak bir çatışma durumu beklemiyorum ama süreç bizi nereye savurur hiç belli değildir. Bu savurmaların yaratacağı etkilerden ekonomiler de etkilenir. Toplumsal ilişkiler de etkilenir. Çok değişik etkilerle karşı karşıya kalırız” dedi. Dolayısıyla bu gidişatın, gidişat olmadığını, güvensizlik yarattığını ifade eden Akansoy, bu gidişata aklıselim bir şekilde çözüm aramak gerektiğini vurguladı. “Anastasiadis ve sayın Özersay’ın sürdürmekte olduğu bu siyaset doğru bir siyaset değildir” diyen Akansoy, bu siyasetin toplumlara zarar verecek bir siyaset olduğunun, adadaki yaşamı olumsuz etkileyecek bir siyaset olduğunun çok net bir şekilde görülebildiğini belirtti.

“Türkiye’yi sayın Özersay sürükledi”

Bu siyasetin aynı zamanda Türkiye’ye de ciddi zarar veren bir siyaset olduğunu ifade eden Akansoy, “Yani sayın Özersay Türkiye’yi bu süreçte yanlış alana sürükleyerek, her açıdan yapıcı tavırdan uzak, ciddi zarar üreten maceracı bir siyaset peşindedir” dedi. Türkiye’nin bölgesel haklarının hem yasal hem de meşru olduğunu kaydeden Akansoy, Türkiye’nin münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasının olmadığını, sadece kara sularıyla ilgili bir hak talebinde  bulunduğunu ifade etti. Bunun da elbette sonuna kadar kullanılması gereken bir hak olduğuna vurgu yapan Akansoy, buna kimsenin herhangi bir şekilde tavır koyamayacağını vurguladı. “Fakat Kıbrıs’taki siyasi ihtilaf, masadaki sorunlar, sıkıntılar sahaya yansıtılarak gerilimi artırma çabası Kıbrıslı Türkleri daha da izole edecek, daha da yalnızlaştıracak” şeklinde konuşan Akansoy, söz konusu durumun üzerimizdeki ambargoları daha da net bir şekilde kemikleştireceğini ve Kıbrıslı Türkleri tamamen etkisizleştireceğine dikkat çekti. “Dolayısıyla akıl bu siyasetin devam etmemesi gerektiğini bize söylüyor. Neden bu çerçeveyi kurguluyoruz? Çünkü Türkiye sürekli olarak şu şekilde açıklama yapıyor: Bizim için önemli olan Kıbrıslı Türklerin oradaki haklarıdır. Biz Kıbrıslı Türklerin hakları için oraya gittik. Peki Türkiye’yi oraya davet eden kim? Görebildiğim kadarıyla Dışişleri Bakanıdır bunu yapan” şeklinde konuşan Akansoy, bu siyasetin, siyaset olmadığını macera olduğunu kaydetti.

“Özersay ısrar ve inatla federasyonun tükendiğinden bahsediyor”

Kıbrıs sorununda Kudret Özersay’ın ısrar ve inatla federasyonun tükendiğinden bahsettiğini belirten Akansoy, “Bunun da BM Güvenlik Konseyi’ne her iki tarafça bildirilmesi gerektiğini ifade ediyor” dedi. Bu söylemlerin ‘olmayacak duaya amin demek’ olduğunu vurgulayan Akansoy, “Bu maceradan macera beğen demektir” şeklinde konuştu. Bunun geçmiş yıllarda sürdürülmüş olan siyasetin tekrar edilmesi demek olduğuna dikkat çeken Akansoy, “Yani Kıbrıslı Türklerin daha da zor koşullara mecbur bırakılması demektir” dedi. “Bakınız biz bu ülkede sayın Denktaş dönemini yaşadık. O döneme bağlı Mümtaz Soysallar, Tahsin Ertuğruloğluları, kendisinin görüşmeci olduğu Eroğlu dönemini yaşadık. Tüm bu dönemler iki ayrı devlet dönemidir. Kimse bize federasyon tükendi, iki ayrı devlete geçelim demesin” diye konuşan Akansoy, biraz tarih bilinci olan herkesin, müzakere tarihinde Denktaş – Eroğlu dönemlerinde Kıbrıs Türk tarafının tutumunun iki ayrı devlet olduğunu çok net bir şekilde görebileceğini kaydetti. Bunun çok basit bir gerçek olduğuna değinen Akansoy, “Tükenmiş olan şudur: Kıbrıs Türk tarafının iki ayrı devlet arzusu ve Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönelim, üniter devlet de olabilir arzusudur. Tükenmiş olan gerçekçi olmayan ve kabul görmeyen bunlardır. Eğer biz adada adil yaşayabilir bir siyaseti eşitliğe dayalı çözüm öngörüyorsak ve bu BM çerçevesinde olacak ise bunun adı bellidir. Türkiye Dışişleri Bakanı da bunu söylüyor, Federasyon da masadadır diyor. Ben bunun dışındaki söylemlerin de ayakları yere basmayan, dünya nezdinde kabul görmeyen açıklamalar olduğunu düşünüyorum. Burada yapılması gereken Türkiye’nin desteği ile müzakere masasının çözüm odaklı olmak kaydıyla yeniden kurulmasıdır. Zaten AB, BM bu görüşe sahiptir” dedi.

“Toplumumuz oyuna getirilmeye çalışılıyor”

Bazı kesimlerin toplumumuzu bir oyuna getirmeye çalıştığını vurgulayan Akansoy, “Bizi bir dizaynın içine sürüklemeye çalışıyorlar. O dizayn da şudur: Anastasiadis de Kıbrıslı Türkler de gitsinler ve federal çözümden vazgeçtik, iki ayrı devlet desinler noktasına bizi getirmeye çalışıyorlar. Kıbrıslı Türklerin ayrılıkçı Konfederasyon tezini ki öz itibarıyla denenmiş ve bitmiş KKTC’nin tanınmasıdır, ifade etmesini, uluslararası camiaya duyurmasını istiyorlar.

Bu gerçek dışı bir tavırdır, kabul edilebilir bir şey değildir. Olmayacak duaya amin demektir. Bu bizi daha da yalnızlaştıracak olan bir şeydir. Bundan dolayı Kuzey Kıbrıs’ın siyasetini de dizayn etmeye çalışmaktadırlar. KKTC’deki federasyonu savunan siyasilere yönelik son dönemde bu denli baskının olmasının sebebi, dışlama ve ötekileştirme politikasının uygulanmasının sebebi konfederasyonun yani KKTC’nin tanıtılması tezinin dile getirileceği bir dizaynı Kuzey Kıbrıs’ta yaratmak istemesidir, çeşitli odakların. Bu cumhurbaşkanlığı seçiminde de gündeme getirilecektir” dedi.

Federasyonu duymak istemediğini söyleyen kesimler olduğunu belirten Akansoy, “Ayrılıkçılar elbette istemezler. En azından ayrılıkçı olduklarını kabul etsinler. Biz Kıbrıs Türk toplumuna zarar verecek herhangi bir siyasi macerayı sonuna kadar engelleyecek söylemlerimizi yapacağız. Sağduyuya davet edeceğiz, gerçeği söyleyeceğiz. Bu bir sorumluluk meselesidir. Bu gidişat bizi çok tehlikeli noktalara doğru itiyor. Bunun bilinmesi gerekir. ” şeklinde konuştu.

“Anastasiadis zaman kazanmaya çalışıyor”

“Sayın cumhurbaşkanı şunu diyor ki, ben de gizli tutanakları okuyan bir kişi olarak aynısını söylüyorum; Anastasiadis çeşitli sosyal görüşmelerinde ve sosyal açıklamalarında federasyonu yeniden düzenleyip desentralize ya da ademi merkeziyetçi ya da kanatları güçlü yapsak daha mı işlevsel olur ne olur ne olmaz diye açıklamalar yaparak zaman kazanmaya çalışmaktadır. Kendini güçlü kılmaya çalışmaktadır. Yarın pazarlık masası kurulduğunda masaya daha güçlü oturmak istemektedir” diyen Akansoy, “Resmi tutanaklara bakıldığı zaman ki sayın cumhurbaşkanı da bunu kamuoyuna açıklıyor, kesinlikle gerek Gueterres ile yaptığı görüşmelerde gerekse sayın cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmelerde kendisine ısrarla sorulmasına rağmen, ‘bizim siyasetimiz çok nettir, o da iki bölgeli iki toplumlu federal Kıbrıs’tır’ demektedir” şeklinde konuştu.

“Akıncı belli bir duruş ortaya koyuyor”

Mustafa Akıncı’nın belli bir dik duruş ortaya koyduğunu söyleyen Akansoy, bu duruşun da Kıbrıs Türk toplumunun temsiliyetini içerdiğini söyledi. Bunun önemli bir duruş olduğunu ifade eden Akansoy, çeşitli zamanlarda kendisine dünyaya daha çok sesimizi duyurma, daha etkili siyaset yapma yönünde yapıcı eleştiriler yaptıklarını söyledi. Kendilerinin de öneri yapmaya çalıştığını dile getiren Akansoy, “Ama bir duruş olarak ortaya koyduğu siyasetin etkili çözüm siyaseti olduğunu düşünüyorum, barış siyaseti olduğunu düşünüyorum. Bu siyasetten de, yol kazaları hariç sapmadığını düşünüyorum. Yapıcı olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte de aynı duruşun sergilenmesinin ciddi anlamda faydalı olduğunu düşünmekteyim” dedi.

“Telefon konusuyla ilgili eleştiriler var”

Telefon konusuyla ilgili çeşitli eleştirilerin bulunduğunu söyleyen Akansoy, “Pahalı olduğu eleştirileri var. Doğrudur, kabul edilemez bir pahalılık söz konusudur orada. Esas mesele işin o boyutu değil. Öncelikle bu telefonların entegre olması çok önemliydi” dedi. Bu konu öncesinde iki üç tane konunun daha bulunduğunu ifade eden Akansoy, “Elektriğin bağlanması konusu vardı, bağlandı. Telefon konusu vardı, o da oldu. Mayınlar konusu vardı, bir de sanatçılarının eserlerinin verilmesiyle, alınması çerçevesi. Bu sürecin ilerlemesi çok önemlidir. Ben bunu çok önemli buluyorum” dedi. Şu anda belki telefon hatlarının sadece acil durumlarda kullanılabilecek boyutta olduğunu söyleyen Akansoy,  bunun bile çok önemli olduğuna dikkat çekti. Artık bundan sonraki sürecin şirketlere kaldığını vurgulayan Akansoy, “İyileştirilmesi için gerekli baskıları hep beraber yapmamız lazım. Alternatifler düşünmemiz lazım” dedi.

“Hatların bağlanması çok büyük bir başarı”

Ne isterse olsun bu telefon hatlarının bağlanmasının kendisine göre çok büyük bir başarı olduğunu dile getiren Akansoy, bu durumu da takdir ettiğini söyledi. Bundan sonraki süreçte güven artırıcı önlemler bağlamında toplumların ihtiyaç duyduğu kapıların açılması gibi Maraş’ın ciddiyetle ve sorumlulukla ele alınması gibi şeylerin olması gerektiğine dikkat çeken Akansoy, Maronit açılımının hayat bulması gibi yani insan odaklı şeylerin yapılması gerektiğini belirtti. Telefon konusunun halledilmesinin, bunun başlamış olmasının, sürecin ilerlediğini gösterdiğini dile getiren Akansoy, söz konusu durumun önemine dikkat çekti. “İyi ki ilerliyor. İyi ki sayın cumhurbaşkanı bu süreçte etkin bir rol oynuyor. Bunu önemsiyorum. Adanın etrafındaki gerilimi ancak bu gibi hamlelerle iyileştirici insan odaklı hamlelerle koruyabiliyoruz diye düşünüyorum” diyen Akansoy, dışarıdaki gerilimin içeriye yansıtılması durumunda çok daha kötü gelişmelerin yaşanabileceğini belirtti. Buna çok dikkat etmemiz gerektiğini ifade eden Akansoy, “Çünkü biz ekonomik olarak da bir birimizi etkileyen iki toplum haline geldik. Bunu da göz önüne almaları gerekir bazı hamleler yaparken. Bunun dışında neler yapılabilir konusunu tartışmak lazım” şeklinde konuştu.

“Masaya oturmak için taraflar iyi hazırlık yapmalı”

Masaya oturmanın marifet olmadığını dile getiren Akansoy, önemli olanın masaya nasıl oturulacağı olduğunu belirtti. “Burada önemli olanın iyi hazırlık yapılmış olmasıdır. Yani masaya oturabilmek için tarafların iyi bir hazırlık yapması gerekiyor. Sayın Lute bir arayış içerisindedir” diyen Akansoy, önemli olanın işin özü olduğunu yineledi. Müzakerelerin çözüm odaklı başlaması gerektiğine dikkat çeken Akansoy, “Fakat şunu net bir şekilde söylemek istiyorum. Bir mücadele sadece müzakere masasında olmaz. Hayatın her alanında olur. Ama etkin çalışmayla, mücadeleyle olur. Oturarak hiçbir şey ne Kıbrıs Türk toplumuna ne de Kıbrıs Rum toplumuna bahşedilmeyecektir. Oturarak hiçbir toplum bir şey kazanmayacaktır. Hareketsizlik ya da şu anda Doğu Akdeniz’deki kontrolsüz hareket ya da içerideki müzakere masası bağlamındaki donukluk bize hiçbir şey kazandırmaz” dedi.

“Siyasi partiler üzerlerindeki ölü toprağı atmalı”

Siyasi partilerin üzerindeki ölü toprağı atması gerektiğine dikkat çeken Akansoy, “Bu konu ne denizde ne de müzakere masasında çözülecek. Toplumlar çözecek. Dolayısıyla toplumların hareket etmesi gerekir. Ben bu anlamda bu var olan durumdan rahatsızım. Ben toplumun federasyon konusunda inançlı, istekli olduğunu düşünüyorum, araştırma sonuçlarından bunu görüyorum” dedi. Kıbrıs Türk toplumunun adil bir çözüm istediğini dile getiren Akansoy, toplumun siyasi eşitlik istediğini söyledi. Akansoy, federal çözümle birlikte kendi kendini yönetecek imkanlara sahip olmak istediğini belirten Akansoy, “Toplum AB üyesi olmayı istiyor. Bunu saklamaya, gizlemeye gerek yok. Toplumun beklentilerini, hassasiyetlerini farklı şekillerde kullanarak bir maceraya sürüklenmeye çalışılmasının önüne geçirilmesi şarttır. Bu şartlarda herkesin gizli bir ajandayla cumhurbaşkanlığı seçimlerini düşündüğü bir ortamda ve toplumun da neredeyse kendi sorunlarına boğulduğu bir dönemde sağlıklı bir adım ne ölçüde atılabilir, bundan çok emin değilim” dedi. “Dolayısıyla Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs’ta toplumların sorunları, Doğu Akdeniz’deki gerilim, cumhurbaşkanlığı seçimlerine heba edilmeyecek kadar önemli bir aşamadan geçmektedir” şeklinde konuşan Akansoy, bunun idraki içinde olunması durumunda sorumlulukla hareket edilebileceğini belirtti. “Bunun idraki içerisinde olmazsak bunun adı fırsatçılıktır” diyen Akansoy, bu fırsatçılığı yapmaya da kimsenin lüksünün olmadığını ekledi.

Voice Of The Island – 2019

Etiketler

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı