FeaturedKIBRISVOİ Özel Haber

‘Hep birlikte kazanacağımız bir ortamda, hep birlikte kaybediyoruz’

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Erhürman, Kıbrıs müzakerelerinden İmar Planı’na kadar pek çok konuda açıklamalarda bulundu, hidrokarbonlar konusunda yaşanan krizi değerlendirdi:

Emine DAVUT YİTMEN

Tıkla Uygulamayı İndir

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, hidrokarbonlar konusunun doğru yönetilmesi halinde, ülkedeki çözüm ve bölgedeki kalıcı barış için temel bir motivasyon kaynağına dönüştürülebileceğini söyledi. Rum Yönetimi’nin Ocak ayı başında imzaladığı anlaşmaya değinen Erhürman, “Bu işi bilenler diyor ki zaten uygulanabilir değil, politik bir hamledir. Bilim insanları tarafından uygulanabilir olmadığı ve nasıl uygulanması gerektiği söyleniyor. Bu neyi gösteriyor? O zaman biz kazanmadığımız gibi Kıbrıslı Rumlar da kazanmıyor; bölgede ve bölge dışından pek çok ülkenin söz sahibi olmasına yol açıyor. Yani birlikte kazanabileceğimiz bir ortamda, hep birlikte kaybettiğimiz, bölgenin de kaybettiği bir durum yaratılıyor” dedi

Erhürman, Voice of the Island’a Cumhurbaşkanı adaylığı başta olmak üzere pek çok konuda açıklamalarda bulundu

Erhürman, iki toplumun 1960’tan beridir iki kurucu ortak konumunun BM’nin bütün belgelerinde teyit edildiğinin altını çizdi. Erhürman, adada böyle bir zenginliğin paylaşılması veya zenginliğin kullanılması sözkonusu olacaksa bu zenginliğin kullanılmasında, sadece ondan yarar elde etmek anlamında değil, onun kullanım biçimi üzerinde söz hakkı sahibi olmak anlamında da Kıbrıslı Türklerin hakkı olduğunun çok net bir biçimde bütün uluslararası belgelerde ortada olduğunu ifade etti. Bunun, “2004’te biz bu sorunun kapsamlı çözümü konusunda iradeyi ortaya koyduk” cümlesi vurgulanarak aralıksız bir şekilde anlatılması gerektiğini dile getiren Erhürman, “Bizim çözüm irademiz var. O çözüm iradesi, bizden kaynaklanmayan nedenlerden dolayı realize olamıyor, realize olamadığı halde bizim de kurucu ortak olduğumuz bir noktada bu zenginlikler konusundaki söz hakkımız kullandırtılmıyor; bu adil bir şey değil. Üstüne üstlük 2004’ten sonra 2017’de Crans Montana’da da biz,  Türkiye ile beraber çözüm irademizi ortaya koymuş olmakla birlikte, bu gerçekleşmedi” diye konuştu. 

Erhürman, Kıbrıs Rum tarafının, “Kıbrıslı Türklerle belli konularda işbirliği yapılırsa bu, KKTC’nin statüsünü yukarıya çıkartır, dolasıyla bu konularda Kıbrıslı Türklerle işbirliği yapmayız” anlayışı bulunduğu ve bu anlayışı terk etmeleri gerektiğini belirterek, “Biz, bunu statümüzü yükseltsin diye istemiyoruz. Madem ki kapsamlı çözüme bir an önce ulaşamadık, adım adım bizi oraya taşıyacak şeyler yapalım. Aslında, bir tür Güven Yaratıcı Önlemdir (GYÖ). Bunun müzakere müktesebatında da yeri var. 1990’lı yıllarda Gali Fikirler Dizisi kabul görmediğinde, Gali Güven Yaratıcı Önlemler paketi ortaya çıktı ve Maraş’la birlikte Lefkoşa Uluslararası Havalimanı eş zamanlı olarak açılsın önerisi gündeme geldi. O zaman, Maraş’ı ve Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’nı birlikte açtığınızda, Kıbrıs Türk tarafının statüsünün yükseleceği endişesi mi taşıyacaktınız? BM, bunu bir statü yükselmesi olarak değil, bir Güven Yaratıcı Önlem yani bizi kapsamlı çözüme adım adım götürecek bir formül olarak görmüştü” yönündeki görüşlerini aktardı. 

“GÜVENLİK KONSEYİ KARARINI TEYİT ETTİRMEK İÇİN BERLİN’E KADAR BEKLEMEYE GEREK YOKTU”

Erhürman, Crans Montana’dan sonra Berlin’e kadar geçen sürede yapılması gereken çok şey olduğunu anlatarak, “ Zaten Berlin’in sonuçlarına baktığınızda, Crans Montana’nın teyidi anlamına gelecek sonuçlardı. Anastasiadis’in siyasi eşitlik konusunda yaratmaya çalıştığı tartışmanın, BM müktesebatı çerçevesinde anlamsız olduğu ve hiçbir sonuç almayacağı bilinmeyen bir şey değildi. Nitekim Berlin’de 1991 tarihli bir BM Güvenlik Konseyi kararına atıf yapılarak, siyasi eşitlik çözüldü. Güvenlik Konseyi kararı 1991’den beridir varolduğuna göre, onu teyit ettirmek için Berlin’e kadar beklemek gerekmiyordu. O sürenin bir anlamda boş geçmiş olması ve üstüne üstlük o süre içerinde Anastasiadis’in hem formülü tartışmaya açmış olması (federasyonu mu gevşek federasyonu mu) ve siyasi eşitliğin sanki olmayabilirmiş gibi tartışmaya açılmış olması, güveni daha da zedeledi. Bu, daha çok gerginliğe zemin hazırladı” dedi.  

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra 5’li görüşme olma ihtimali bulunduğunu dile getiren Erhürman, seçimlerin ardından ilk yapılması gereken şeyin bu görüşmenin gerçekleşmesinin sağlanması olduğunu, Kıbrıs Türk tarafının bu görüşmeye giderken ilgili tüm taraflarla çok yoğun, proaktif dış politika izleyerek, çok ciddi hazırlık yapmasının önemini vurguladı

“MARAŞ BM İDARESİNE DEVREDİLİR CÜMLESİNİ BM İLE MÜZAKERE EDELİM”

Erhürman,  adada bir an önce kapsamlı çözme ulaşamadığımız noktada Maraş’ın, 

BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde gündem yapılması gerektiğini söyleyerek, gerekirse BM ile istişare ve hatta müzakere edilebileceğini belirtti. Güvenlik Konseyi kararlarında yazılı olan “Maraş, BM idaresine devredilir” cümlesinin müzakere konusu edilmesinin önemine dikkat çeken Erhürman, “BM idaresinden ne kastettiğimizi oturup konuşmamız lazım. Bununla bağlantılı olarak, Gali zamanında yapılan Maraş ve Lefkoşa Uluslararası Havaalanı önerisi tekrar gündeme gelecekse onu da konuşamaya hazırız. Biz, bunun GYÖ çerçevesinde olmasına da tek yanlı hamle olmasına da açığız. Ancak tek yanlı hamle olmasına açıklığımız, Güvenlik Konseyi karaları çerçevesindedir” diye konuştu.  Erhürman, Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) örneğinde tek taraflı olarak Avrupa Konseyi’ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidilip müzakere edildiğini hatırlatarak, bu şekildeki müzakerenin Maraş konusunda BM ile de yapılabileceğini kaydetti. 

“GÜÇ TOPLAMA ÇABALARIYLA ÇÖZÜMSÜZLÜK BESLENİYOR”

Rum Yönetimi’nin adada Amerikan askeri bulundurulmasına onay vermesi sorusu üzerine Erhürman, Rum tarafının son olarak bu hamleyi yaptığını fakat bu son hamleye gelene kadar benzer hamleler yaparak, Baf havalimanının kullanılmasıyla ilgili birçok ülkeyle anlaşma imzalandığını, Geçitkale’den önce İHA,SİHA konusunda İsrail’le görüştüklerini anımsattı. Erhürman, tüm bunları çözümsüzlük koşullarında, çözümsüzlüğün devam edeceği varsayımıyla Kıbrıs Türk tarafına karşı bir biçimde güç toplama çabaları olarak değerlendirdi. Bu durumun çözümsüzlüğü beslemeye devam ettiğini dile getiren Erhürman, “Tüm bu çabalardan vazgeçip, artık samimiyetle bu işi çözmeye yönelmek gerekir. Ne kadar gecikilirse bu ülkenin etrafında kendini özne kabul eden, söz sahibi kabul eden ülke sayısı çoğalıyor. Onlar çoğaldıkça iki kurucu özne, kendi özene kapasitelerinden kaybetmeye başlıyor” dedi.

“KAPILAR GÜVEN YARATMAK İÇİN AÇILDI”

Yeşil Hat Tüzüğü’nde Rum Yönetimi’nin kendi iç mevzuatında üçüncü ülkeden gelenlerle ilgili değişikliğe gitmesi konusunu da değerlendiren Erhürman, “Burada temel mesele, insan kaçakçılığı gibi konularda birtakım önlemler geliştirmek gibi görünüyor olsa da arka planında sanki Güney’den Kuzey’e doğru bir ekonomik akış var ve bu akışı mümkün olduğunca sınırlayalım gibi bir anlayış görünüyor. Son teknik halini görmüş değiliz ama hissedilen şey bu. Bu, kabul edilen bir şey değil” şeklindeki görüşlerini ifade etti. Kapıların, Güven Yaratıcı Önlem (GYÖ) olarak açıldığını anlatan Erhürman, “ Ancak sonra iş, kapılarda daha sıkı birtakım kontrollerle geçişlerde insanların çok da rahat olmayacağı noktalara varıyorsa ya da şuradan gelen turistler o tarafa geçmesin gibi noktaya geliyorsa güven yaratmak için yaptığınız hamleler, tam tersine güveni azaltma etkisi yaratmaya başlıyor. AB’ye ve tüm etkili ülkelere durumun, bu şekilde anlatılması gerekiyor” diye konuştu.

KIBRIS MÜZAKERELERİNDEN REFORMLARA KADAR AKTİF BİR CUMHURBAŞKANLIĞI…

Erhürman,  Cumhurbaşkanın bugüne kadar, sadece Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakereleri yürüten bir makam olarak algılandığını ancak, bunun ötesinde de misyon üstlenme şansı bulunduğunu söyledi. Cumhurbaşkanlığının, hem yurtdışında temsil kabiliyetine haiz olduğuna hem de yurtiçinde büyükelçisi olan ülkelerle sürekli görüşme halinde bulunduğuna işaret eden Erhürman, “Sporcularımızın uluslararası müsabakalarda yer alamamasından tutun da doğrudan ticaret yapamamamıza ya da ticarette engeller olmasına, doğrudan uçuşlarla ilgili sorunların bir türlü çözülememesine kadar pek çok konuda dış dünya ile temaslarını kullanarak, bu ülkenin sorunlarının giderilmesine katkıda bulanabilir. Bu da kendi ayaklarımız üzerinde duran bir ekonomik yapıya sahip olabilmemiz açısından çok önemlidir” dedi. Erhürman, Cumhurbaşkanın klasik görevleri olan bir an önce kapsamlı çözüme ulaşma noktasında ve bugünkü gibi bir an önce kapsamlı çözüme ulaşılamayan hallerde, adım adım çözüme yaklaştıracak, Kıbrıs Türk halkını adım adım uluslararası hukukla ve uluslararası toplumla buluşturacak hamleleri yapma konusunda da yetkili olduğunu kaydetti.

 Erhürman, hükümetlerin ömrünün kısa sürmesi ve Cumhurbaşkanın 5 yıl kesintisiz olarak görev yapması gerçeği dikkate alındığında, bu durumun ülkede ihtiyaç duyulan alanlardaki reformlarda Cumhurbaşkanın söz söylemesini meşru hale getirdiğini belirtti. “Eğer Cumhurbaşkanı söz söylemezse her hükümet değiştiğinde birçok konuda atılan adımların sıfırdan tekrar atılmaya başlanması gibi bir durumla karşı karşıya kalma riski ortaya çıkıyor” diyen Erhürman, Cumhurbaşkanlarının dışarıdaki yetkilerini ekonomik konularda da kullanmak için bir çabaya girmemesi halinde, ülkedeki siyasi istikrasızlık ortamında ilerlemenin mümkün olamayacağını vurguladı. 

“HENÜZ GENÇTİR LAFLARINI CİDDİYE ALMIYORUM”

Bazı çevrelerden “Tufan Erhürman’ın Cumhurbaşkanı olması için henüz erken, biraz daha beklemeli, daha genç” gibi birtakım söylemlerin yayıldığı sorusu üzerine Erhürman, “Açıkçası bu beni şaşırtıyor. Barack Obama ABD Başkanı olduğunda, benim şu andaki yaşımdan 5-6 yaş küçüktü. Dolasıyla “daha çok gençtir” laflarını ciddiye almıyorum. Bir de bununla bağlantılı olarak “daha çok genç, orası emeklilik geçirilecek bir yer, aktif olarak Başbakan olsun” deniyor. Ben, Cumhurbaşkanı makamını çok aktif bir makam olarak görüyorum ve önümüzdeki 5 yılda çok daha aktif olması gerektiğini düşünüyorum” yanıtını verdi.

“İMAR PLANINDA YARATILAN KAOS BASİRETSİZLİKTİR, SÜRECİN KÖTÜ YÖNETİLDİĞİNİN GÖSTERGESİDİR”

İmar Planı konusundaki görüşlerini de aktaran Erhürman, bu konuda büyük bir ciddiyetsizlik sergilendiğini söyledi. Erhürman, İmar Planı çalışmalarının 8 aydır devam ettiğini, iki parti arasında birtakım anlaşmazlıklar varsaydı, 8 ay içerisinde bunların çoktan aşılmış olması gerektiğinin altını çizdi.  Emirnamenin süresinin ne zaman dolacağının ve süre dolduktan sonra böyle bir kaosun ortaya çıkma ihtimalinin de belli olduğunu ifade eden Erhürman, sözlerini şöyle sürdürdü:

 “O nedenle iki partinin çoktan bu işi çözmesi gerekirdi Bugün Sayın Başbakanın çıkıp da “hukuki sorunlar var, birtakım teknik sorunlar var, o yüzden imzalamam” demesinin ciddiyetle bağdaşır bir tarafı yok, çünkü teknik ve hukuki sorunlar varsaydı, onlar bugün doğmadı. 7-8 aydır zaten ortadaydı. Zamanında müdahale edebilirdi. İki parti arasında gerekli istişareler yapılırdı ve bütün bunlar aşılırdı. Şu anda o bölgede hangi kuralların uygulanacağının belli olmadığı bir kaos ortamı yaratıldı. Herkes ülkede yatırım iklimi iyileştirilmeli der ama bir memlekette yatırım iklimini iyileştirmenin temel koşulu öngörülebilirliktir. Şu anda yaratılan kaosta kimse ne olacağını bilmiyor. Bu, korkunç bir basiretsizliktir ve sürecin çok kötü yönetildiğinin bir göstergesidir.”

Röportajın tamamı için tıklayın

(Voice of the Island)

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı