FeaturedKIBRISVOİ Özel Haber

‘Güzelyurt halkı 40 yıllık üvey evlat muamelesinin bedelini geri istemeli’

Tünay MERTEKCİ

Güzelyurt Geliştirme ve Kalkındırma Derneği (GÜKAD) Başkanı Reşat Kansoy, geçtiğimiz yerel seçimlerde neden aday olmadığını, Güzelyurt’taki sorunları ve olması gerekenleri Voice Of The Island’a açıkladı. Kansoy,  “kibir ve hırs dolu Cumhuriyetçi Türk Partisi(CTP) ısrarla kendi adayını müzakereler sürerken etik olmayan bir şekilde açıkladı” diyerek, ittifakın ortak adayı olması durumunda aday olacağını belirttiğini fakat durumun böyle olmadığını söyledi. Güzelyurt’un siyasi belirsizlikten dolayı bakir kalmış bir bölge olduğuna dikkat çeken Kansoy, özellikle 80’li yılların sonundan 90’lı yılların ortasına kadar ciddi anlamda göç veren bir bölge olduğunu belirtti. Güzelyurt Kapalı Çarşısı’nın (Old Bazaar), amfi tiyatronun ve buna benzer bazı yerlerin yanlış restore edildiğini kaydeden Kansoy, son 8 yılda 7.8 milyon liranın heba edildiğine dikkat çekti. “Bölgedeki en büyük sorun bana göre sel ve su taşkınlarına gebe bir bölgede yaşıyor olmamızdır” diyen Kansoy, “Güzelyurt halkının, politikacılardan 40 yıllık üvey evlat muamelesi görmesinin bedelini, örgütlenerek, bilime inanarak, savunacağı tezlerle, çok hızlı bir şekilde geri istemesi lazım” dedi.

Kansoy: CTP, adayını etik olmayan bir şekilde açıkladı

Güzelyurt Geliştirme ve Kalkındırma Derneği (GÜKAD) Başkanı Reşat Kansoy, iktidar ortaklarının yerel seçim müzakerelerine başlayacağı günden önceki gün iktidar ortaklarına, “Güzelyurt yerel yönetiminde 20 yıllık değişmeyen statükoyu değiştirmek istiyorsanız, ben bu mücadeleye ortak aday olarak hazırım” şeklinde mesaj verdiğini kaydetti. Tüm kesimleri kucaklayarak, Güzelyurt insanının öz yönetiminde sorumluluk almaya hazır olduğunu söylediğine dikkat çeken Kansoy, iktidar ortaklarının statükoya ve vizyonsuzluğa karşı hem Güzelyurt özelinde hem de ülke genelinde ortak hareket edebilme kabiliyeti gösteremediğine dikkat çekti.“Öz yönetimde hangi partiden olduğunuz önemli değildir” şeklinde konuşan Kansoy, başkanın iş yapıp yapmadığı, sayıştaylık raporlarına neleri yansıttığı, gerekli istihdam yapıp yapmadığı, istihdamı nasıl kullandığı ve yatırım kaynaklarının doğru kullanıp kullanılmadığının önemli olduğunu vurguladı.“Tüm bunları doğru yapabiliyorsanız zaten başarılısınız” diyen Kansoy, iktidar ortaklarının yerel yönetimler için ortak aday müzakerelerinin temelinde de bunun olması gerektiğini belirtti. Güzelyurt’ta ortak aday için müzakerelerin sürdüğü dönemde Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin(CTP) kendi adayını açıkladığını ifade eden Kansoy, “kibir ve hırs dolu CTP, ısrarla kendi adayını müzakereler sürerken etik olmayan bir şekilde açıkladı” dedi.

“Güzelyurt’u 4 yıl daha aynı vizyona hapsettiler”

Seçim öncesinde yapılan tüm anketlerde CTP adayının yerel yönetim vizyonuna sahip olmadığının ve toplum tarafından bu göreve laik olmadığının görüldüğünü dile getiren Kansoy, kendi adının da anketlerde geçtiğini, buradaki vizyonu değiştirebilecek yeni bir yüz, yeni bir isim olarak nitelendirildiğini söyledi. Bu anket sonuçlarının CTP’ye hiçbir mesaj vermediğini belirten Kansoy, “sonuç olarak geliyorsunuz kendi adayınızı açıklıyorsunuz” şeklinde konuştu. Güzelyurt’taki yarışın mutlaka çift başlı olması gerektiğine dikkat çeken Kansoy, “yıllarca hem iyi yönde hem de kemikleşme adına gayri etik unsurları kullanarak örgütlenen bir UBP belediye başkan adayından bahsediyoruz. Bunun karşısında çoklu adayla çıkmanız mümkün değildir. Sizin güç birliği yaparak Güzelyurt halkının önünü açmanız en sağlıklı olabilecek noktaydı” şeklinde konuştu. Kendisinin tüm bu bahsedilenleri göremediği için aday olmadığını ifade eden Kansoy, Halkın Partisi ve Toplumcu Demokrasi Partisi’nde destek taahhüdü aldığını vurguladı. Kansoy, “Buna rağmen tüm kesimlerin, sağın, solun, partisiz kesimlerin de desteğine ihtiyacım vardı bu yarışta. O desteği kibir ve hırs yüzünden kendini sol hisseden ama pek de toplumsal düşünmeyen, zümresel çıkarlar uğruna Güzelyurt’u 4 yıl daha aynı vizyona hapseden 24 haziran seçimlerinin müsebbibi CTP’dir” şeklinde konuştu.

“Güzelyurt bakir kalmış bir bölge”

Güzelyurt’un siyasi belirsizlikten dolayı bakir kalmış bir bölge olduğuna dikkat çeken Kansoy, özellikle 80’li yılların sonundan 90’lı yılların ortasına kadar ciddi anlamda göç veren bir bölge olduğunu belirtti. Devam eden yıllarda da göç sorunun devam ettiğine vurgu yapan Kansoy, göçü yavaşlatmak için GÜKAD’ın iktisadi kalkınma projesinin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Tarım master planının, turizm master planının, kent master planının yani imar master planının ve küçük sanayi gelişmelerinin, iktisadi kalkınma projesi altında hemen hayata geçirilmesinin gerektiğine vurgu yapan Kansoy, Güzelyurt’un birinci dereceden tarım toprağına sahip, en kaliteli ürünlerin yetiştiği bölge olduğunu dile getirdi. Kıbrıs’ın kuzeyine meyve sebzenin yüzde 67’sinin Güzelyurt’tan pazarlandığını ifade eden Kansoy, ihracat kalemine bakıldığı zaman bu bölgede narenciyenin ikinci kalem olarak görüldüğünü belirtti. Mevcut yapının ülkemiz ekonomisinde bölgesel olarak incelendiği zaman herkesin ciddi bir ironiyle karşılaştığına dikkat çeken Kansoy, mevcut yapının ülkemiz ekonomisine çok daha etkin ve fiili katkı koyması gerektiğini söyleyerek “aslında buradan hem insan kaynaklarının, hem tarımın, hem de turizmin ve yan kollarının, arzu edilen üretimin yapılamadığı görülüyor” dedi.

“76 bin dönüm olan narenciye şimdi 30 bin dönüm”

Devlet Planlama Örgütü’nün rakamlarına bakıldığında tüm bunların gözler önüne serildiğini belirten Kansoy, “1976 yılında 76 bin dönüm olan canlı narenciye bahçesi, bugün 30 bin dönümlere düşmüştür. Son 10 yılda rekolteye bakıldığında ciddi şekilde 110 bin tonlardan 90 bin tonlara gerilediğini görüyoruz” şeklinde konuştu. Hane halkı iş gücü katılımına bakıldığı zaman kişi başına düşen gelirin Karpaz’dan sonra en az olduğu bir ilçeden bahsedildiğini söyleyen Kansoy, tüm bu olumsuzlukların kısa, orta ve uzun vadede kararlı ve istikrarlı politikayla kurtarılabileceğini söyledi. Güzelyurt’ta yerel yönetimin, merkezi yönetimin ve sivil toplumun ortak hareket etmesi gerektiğine dikkat çeken Kansoy, “bölge kalkınabilmesi için ortak akılla hareket etmesi lazım, ortak planla hareket etmesi lazım ve istikrarlı hükümetlerle hareket etmesi lazım. Aynı zamanda da vizyonel bir yerel yönetimle hareket etmesi lazım” dedi.

“Restorasyon 1.7 milyona yapıldı, harcanan para heba oldu”

Güzelyurt Kapalı Çarşı binası inşaasına1920 yılında başlandığını 1930’larda da tamamlandığını belirten Kansoy, binanın bir tarihsel yapı olduğunu kaydetti. Söz konusu binaya restorasyon yapıldığını ve binanın bütün panjurlarının şu an alüminyum olduğunu belirten Kansoy, “bu bina işlevsel olarak “old bazaar”dır. Bütün dünyada buna benzer binaların olduğu yerler en çok para kazanılan yerlerdir. Çünkü içerilerinde geleneksel esnaf vardır. Bulundukları bölgeye ait geleneksel ürünler satılır” şeklinde konuştu. Güzelyurt’taki “old bazaar” restorasyonunun 1.7 milyon liraya yapıldığını belirten Kansoy, “tarihi old bazaar içerisinde bir hamburgerci, bir sandviççi, bir muhasebe bürosu ve bir de parfümeri vardır. Kozmopolit yapıya bakın. Old Bazaar’ın içerisinde bunlar değil geleneksel ve tarihsel ürünler olmalıdır” dedi.

“Esnafa tek bir turist bile gelmiyor”

Son yıllarda turizm bakanlığının kitle turizmi yaparak müze ve ören yerleri turizmini geliştirmeye çalıştığını ifade eden Kansoy, otobüsleri doldurarak bölgeye ucuza turist getirdiğini söyledi. Kapalı çarşıdan iki yüz metre ileride St. Mamas Kilisesi ile Arkeoloji Müzesinin bulunduğuna dikkat çeken Kansoy, söz konusu turistlerin bu yerleri ziyaret ettiğini söyledi. Kitle turizmiyle aylık 30 bin turistin müze ve kiliseye getirildiğini vurgulayan Kansoy, “200 metre ileriye bu kadar turist geliyor fakat kapalı çarşıya, meydana 30 turist dahi gelmiyor. İşte bu yüzden bu vizyonun değişmesi için mücadele verdik” dedi. Bölgedeki esnafı tek tek gezdiğini ve her cumartesi de gezmeye devam ettiğini belirten Kansoy, hepsiyle konuştuğunu, tek bir turistin dahi gelmediğini ifade etti. Güzelyurt Kapalı Çarşı’ya (Old Bazaar) restorasyonu için atılan 1.7 milyonun boşa gittiğini belirten Kansoy, bu binanın yanlış restore edildiğine dikkat çekti. Yerlere sarı taştan karo koyuldu, son model alüminyum cam koyulduğunu ifade eden Kansoy, girişine ise otomatik kapı koyulduğunu kaydetti. Kapalı çarşı karşısında bulunan meydanın ağaçlandırılmadığını kaydeden Kansoy, “ülkemiz yılda 2 bin 220 saat güneş alan bir ülkedir. Saksılarda çiçek koyuldu meydana. İnsanlara gölge oluşturacak geleneksel ağaçlar dikilmedi” dedi.

“Anadolu insanının vergilerinden gelen para heba edildi”

Söz konusu meydan hakkında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ) projesinin olduğuna dikkat çeken Kansoy, “eğer o proje yapılsaydı damında hem temiz enerji olacaktı, hem de etraftaki esnaf güneş enerjisiyle geçinecekti. Etrafa buraya özgü narenciye limon ağaçları ekilecekti, oturma grupları yapılacaktı. Çekim merkezi olacaktı burası. Doğru yapılmayan her proje işte böyle heba ediliyor” dedi. Söz konusu projelerin yapımı için sağlanan maddi tüm kaynakların Avrupa Birliği’nden ya da Türkiye Cumhuriyeti’nden olduğunu belirten Kansoy, “yani bu para Anadolu insanın vergilerinden gelir. Anadolu insanının da parasının, alnının teriyle toplanan verginin heba edildiğinin de resmidir bu. Bu proje temsildir. Bununla birlikte amfi tiyatro da aynı şekildedir” şeklinde konuştu. Güzelyurt festival alanına yapılan amfi tiyatroyla ilgili konuşan Kansoy, “Güzelyurt’a aykırı bir dokuya yapılmış saçma sapan mimarisi olan bir yerdir. Yılda 10 gün olan festivalin bazı günleri kullanılır onun dışında boştur. 1.2 milyon liraya yapılmıştır, bu da heba olmuştur” şeklinde konuştu.Güzelyurt Caminin yanında eski Türk okulu denilen sıbyan mektebinin de restorasyonu yapıldığını fakat şu an kullanılmadığını kaydeden Kansoy, “perde gerisinde peşkeş çekilmeye hazırlanıyor” dedi.Kültür evi denilen Osmanlı evinin bir han olduğuna vurgu yapan Kansoy, “Lefkoşa’daki Büyük Han’a benzer bir felsefeyle yapılması gerekirdi. Restorasyonu bunlara göre daha düzgündür. Fakat turist girmiyor içerişe. Çalıştırma prensibi aynı. Bilgi edinme yasasından neden turist girmiyor diye sorduğumuzda bize ‘İngilizce broşür basmadık diye’ yanıt verdiler” dedi.  Kansoy, son 8 yılda 7.8 milyon liranın heba edildiğine dikkat çekti.

“Sel ve su taşkınlarına gebe bir bölgede yaşıyoruz”

“Bölgedeki en büyük sorun bana göre sel ve su taşkınlarına gebe bir bölgede yaşıyor olmamızdır” diyen Kansoy, 2010’da yaşadıkları sel felaketinin kendilerine 1 milyon euroya mal olduğunu söyledi. İklim değişiklikleri ve küresel ısınmayı göze alarak buradaki imar plansızlığının başladığını vurguladıklarını belirten Kansoy, “dere ve dere yataklarının da Güzelyurt Belediyesi tarafından bilinçli bire şekilde doldurulup sarı taş duvar yapıldığını, bu alanlara peyzaj alanı açıldığını ve sarı taş duvarla temiz bir görüntü yaratılmaya çalışıldığını çok kez söyledik” şeklinde konuştu. Söz konusu barajın dolup taşması durumunda uzmanların kendilerine “kaçacak delik arayın” dediğini söyleyen Kansoy, bölgeye dokuya aykırı alüminyum bir köprünün de yapıldığını ifade etti. Bu köprünün yapılırken çed raporunun bulunmadığını, kaymakamlıktan izin olmadığını dile getiren Kansoy, “fasıl 86’ya göre dere ve dere ıslahı için çevre dairesinden çed raporu ve kaymakamlıktan görüş almanız lazım” dedi. 2010 yılında bölgenin sel felaketinden dolayı çok önemli bir darbe aldığını belirten Kansoy, “bu sebepten, dereleri doldurduğumuz için hem maddi hem manevi çok ciddi bir darbe aldı Güzelyurt ekonomisi. Bostancıdaki evlerde 90 cmye kadar su vardı. Bunlarla bir daha olmayacakmış gibi yaşamak Güzelyurt Belediyesi’nin yaptığı en büyük hatadır Güzelyurtlu’ya” şeklinde konuştu.

“2010 yılındaki sel 1 milyon euroya mal oldu”

GÜKAD olarak bu konuda projelerinin olduğu kaydeden Kansoy, “sel kapanı dediğimiz yere geniş delikler açarak ki tribünlerle fazla yağışın yere verilmesidir. Dünyanın birçok yerinde vardır bu. Suyun birikebileceği notalara yer tribünleri yaparak bu su taşkınlarının önüne geçersiniz. Bunun proje bedelini araştırdık. Bedeli 400 bin Eurodur ve AB de proje verebilir” dedi.2010 yılındaki selde sigorta paraları dahil 1 milyon euro verildiğini kaydeden Kansoy, “iki kere bu projeyi rahat rahat yapardık. Çevresel konularda imar planı çok acildir” dedi.Üniversitelerin açılmasıyla birlikte bölgede konut taleplerinin başladığını dile getiren Kansoy, konut ihtiyacını karşılamak için narenciye ağaçlarının kesilmeye başlandığını ve kültürel miras evlerin de yıkılmaya başlandığını kaydetti.  Hamburg Üniversitesi ile ODTÜ’nün Güzelyurt’u pivot bölge baz alarak dünyanın her yerinden gelen 24 öğrenciyle araştırma yaptığına dikkat çeken Kansoy, araştırma sonucunda Kıbrıs genelinde 3 evden birinin kerpiç olan tek bölgenin Güzelyurt merkez çıktığına dikkat çekti.Bunun da eko turizm için doğal bir yapı oluşturduğuna vurgu yapan Kansoy, “bu kerpiç evlerle Alaçatı modeli olurdu. İnanılmaz bir para kazanırdı esnaf. Eko turizm için potansiyeli var bölgemizin” şeklinde konuştu.İmar planının çok önemli olduğunu yineleyen Kansoy, nüfus taşıyabilirliğin hesaplanması gerektiğini aksi takdirde Güzelyurt’un 5 yıl sonra Girne gibi olacağını dile getirdi.

“Güzelyurt halkı doğru taleplerde bulunmayı öğrenmeli”

Güzelyurt halkının doğru taleplerde bulunmayı öğrenmesi gerektiğine dikkat çeken Kansoy, gündelik çıkarlardan uzaklaşıp Güzelyurt kentinin üretim kapasitesini artırabilecek ve ülke ekonomisinde etkin yerini alabilecek bir politikayı desteklemesi gerektiğini belirtti.Kansoy, “Güzelyurt halkının 40 yıllık üvey evlat muamelesi görmesinin bedelini, örgütlenerek, bilime inanarak, savunacağı tezlerle çok hızlı bir şekilde o bedeli geri istemesi lazım politikacılardan” dedi.Güzelyurt’un iktisadi ve ekonomik yönden gelecekte umut vadeden bir bölge olduğunu söyleyen Kasnoy, bunun da Güzelyurt’un bakir olduğundan kaynaklandığını kaydetti.“Güzelyurt huzurlu olduğu için Güzelyurtluların yaşamayı tercih ettiği bir bölgedir” şeklinde konuşan Kansoy, “Güzelyurt kalkınmak istiyorsa, huzurunu kaybetmeden kalkınmanın yollarını talep etmelidir” dedi.Güzelyurt’un huzurunu kaybetmesi durumunda bir gün kalkındığı için Girne gibi pişman olacağını söyleyen Kansoy, Girne’nin ülkemiz için en büyük tecrübe olduğuna değindi.Akdeniz’in şirin kasabasının şimdi vahşi bir kasaba olduğunu söyleyen Kansoy, Girne’nin şu an adli suçların en yüksek olduğu, trafikte ilerleyemediğiniz, sağlık hizmetlerinden etkin faydalanamadığınız, her yağmur damlasında “evim su dolar mı?” diye tedirgin olduğunuz, mutsuz ve tedirgin yaşadığınız bir toprak parçası olduğunu ifade etti.Güzelyurt’ta da önlem alınmaması durumunda Girne’ye dönüşeceğini kaydeden Kansoy, “Güzelyurtlu doğruyu talep etmeyi öğrenemezse huzursuzluktan başka bir şey yaşamayacaktır ilerleyen yıllar içerisinde” dedi.

Voice of the Island 2018

Etiketler

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close