FeaturedKIBRISKültür&Sanat

Dr. Burcu Karagöz’le sanat ve eğitim üzerine bir söyleşi

Şirin GAZİ

Burcu Karagöz ile dedesi Mustafa Kenan hakkındaki konuşmalarımız; gururla anlatılabilecek bir geçmiş… İnsanın en büyük serveti ailesidir…

Benim en büyük şansım, müzikle dolup taşan bir eve gözlerimi açmam olmuştur. İstanbul doğumluyum ancak anneannem beni altı aylıkken Kıbrıs’a alıp getirmiş böylece dedem Mustafa Kenan ve teyzem müzik öğretmeni Gaye Kenan’ın yaptığı müziği dinleyerek büyüme şansım oldu. Anneannem ve dedemin ailesi Beyrut’tan Larnaka’ya göç etmiş yaşamlarını 1974 öncesine kadar orada sürdürmüşlerdi. Dedem Mustafa Kenan, topluma örnek bir insandı. Müzisyen kimliği çok küçük yaşlarda ortaya çıkmıştı. Sazlıklardan topladığı sazlardan kendi kendine bir keman yapmış, bu

yeteneği babası tarafından fark edilmiş ve Kamil Kenan müzik dersi alması gerektiğini düşünüp hemen ona bir keman alıp müzik dersi için Vahram Yenovkiyan’a götürmüştü. Ermeni bir ailenin oğlu olan Vahram Paris Konservatuarı mezunuydu. Mustafa Kenan ile haftada iki gün, bir ders batı müziği, bir ders de Türk Sanat Müziği aynı anda çalışmışlardı. Bambaşka iki farklı yapıdaki bu iki müzik türünü çalmak dünyanın en zor işlerinden biriydi. Dedem absolute bir kulağı olmasına rağmen dans edemediği için ona çok gülerdik. Mozart Kulübünde konzertmaisterlik yapmış, yaşantısı boyunca anneannem onun müzik hayatına çok destek vermişti. Dedem Darül-Elhan’ı yeniden canlandırdı, Filarmoni Derneğini kurdu. Müzik adına bu adaya çok büyük katkıları oldu. Selimiye Meydan’ında

İstiklal Marşı’nı balkondan çalan ilk insandır. Daha sonra ihale komisyonu başkanı oldu. Elini kırdıktan sonra bir daha keman çalmadı.1997 yılında Girne-Lefkoşa ana yolunda geçirdiği bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.

Vahram Yenovkiyan
Mustafa Kenan
Gaye Kenan Çağlar

Kuşaktan kuşağa müzik aktarılıyor;

Annem ve teyzem ise yine Ermeni bir hocadan piyano dersi aldıktan sonra Jale Derviş’le çalışmışlar. Müzik kuşaktan kuşağa bizim yaşantımızın içerisinde aktarıldı. Küçükken bana müzisyen olmam için her türlü olanağın sağlanması benim hiç de itiraz etmemem, altı aylıktan itibaren Mozart’ın

sonatlarını dinleyerek büyümem, piyano ve viyolonsel aşkı olan bir çocuk olmam lise üçte müzik okuma kararımın temellerini atmıştı. Marmara Üniversitesini 1993-1997 yılları arasında bitirdikten sonra Cemal Reşit Rey Opera ve Senfoni Orkestrasını kazandım. İstanbul Güzel Sanatlar Lisesi’nde viyolonsel öğretmenliği yapmaya başladım. Kocaeli Üniversitesi’nde viyolonsel ve oda müziği

derslerine girdim ve İzmit depreminde dört öğrencimi kaybettikten sonra, “Yüksek Lisans yapmanın vakti geldi” deyip Ankara ‘da Gazi Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıp adaya döndüm. Oda müziği beni en mutlu eden şeylerden bir tanesiydi bu beni Kıbrıs’a gelir gelmez kimlerle ne yapabilirim gibi bir arayışa sürükledi. İlyas ve İrade hocalarla yollarımız kesişti. Hemen hemen her yıl Bellapais’te müzik festivallerinde yer aldık. Konserlerimizin ilk bölümünde biraz daha ağır, ikinci bölümlerinde ise halka hitap eden ve Evren’in( Bariton Evren Karagöz) vokal yapabileceği eserler seçtik.

Extrempe Trio ve Evren Karagöz
Burcu M.karagöz ve Annesi Oyan Kenan Müniroğlu Birlikte

Burcu Müniroğlu Karagöz’ün santaçı kimliğinin öğretmenlik ve diğer sanat dallarına yansıması;

Şu anda Güzel Sanatlar lisesinde viyolonsel öğretmenliği ve okul korosunun koropetitörlüğünü

yapıyorum. Benim için çok yeni bir süreç. Kıbrıs’ta çok değişik okullarda çok değişik yaş grupları ile çalıştım. Müziğin yanı sıra her zaman eğitimci kimliğim ön planda oldu. Toplumu iyi eğitemezseniz kaliteli müzik dinleyecek insan bulamazsınız.

Müzikten edebiyata bir yolculuk başlıyor;

Ortamın durumunu konuşmaya gerek yok. Bunun yanında her zaman müzik eğitiminin illaki başka sanatlara yansımasına şahit oldum. Resim-heykel sanat dalları benim için çok etkileyiciydi. Kardeşimin Hacettepe’deki heykel öğrenciliği sürecinde birlikteydik. Yaptığı çalışmalar beni çok

heyecanlandırıyordu. Ben daha çok edebiyata ilgi duydum. Küçükken babamın zoruyla kitaplar

okurken, büyüdükten sonra babamın kütüphanesinden kitaplar çalmaya başladım. Bir gün bana yazdıklarımı ortaya çıkarmam gerektiği söylendi. Sanırım zamanı değildi ve olgunlaşması gerekiyordu yazdıklarımın. İlk kitabım Kediler Aşklar ve Hüzünler ve ikinci kitabım Sabah Beş Şarkıları Cinius Yayınları tarafından basıldı. İlk iki kitabımın kapak resimlerini arkadaşım Şirin Gazi, grafik tasarımını ise Elvan Şenkayalar yaptı. Derken üçüncü kitabım olan Güneş Yanığı Dorlion Yayınları tarafından yayınlandı. Onunda kapak resmi  Veysi Soyer’e aittir.

Kaşgarlı Mahmut Öykü Yarışması’ndan ödül…

Bu süreçte ben KIBATEK  Vakfı’nın yönetim kuruluna çağrıldım. KIBATEK  Vakfı’nın Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri kapsamında Kaşgarlı  Mahmut  Öykü  yarışması gerçekleşiyordu. Hayatımda ilk kez bir öykü yazdım. Bu öykü ikinci geldi. Aslında hepimizin içi hikayelerle dolu. Bu hikayeleri kimisi resimle, kimisi fotoğrafla dışarı yansıtıyor. Bunları unutmak istemedim. Gözlemlediğim yaşadığım birçok hikayeyi on tane öykü haline getirdim ve Gül Reçeli adı altında dördüncü kitabımda topladım. Nisan ayında okuyucusuyla buluşacak. Edebiyatla ilgili süreç benim için çok hızlı gelişti. Yalnızlık bana çok ilham veren bir şey. Yazarken kendimi hiç yalnız hissetmiyorum. ‘Acaba şimdi ne yapsam,”demeye vakit bulmadan yaratmak çok keyifli.

Burada benim en önemli kaynağım birincisi müzik, ikincisi de öğrencilerim ve çevrem; Çünkü insan yoksa bende öykü de olmuyor.

Arkadaşlarım ve çevrem “ ‘Niye ilerde müdürlük veya müfettişlik vs. gibi şeyler düşünmüyorsun.?”   diye sorduklarında,

   ‘Ben insanlarla içinde olmalıyım.’ diyorum.

Çok doğal oldukları için bende çok güzel duygular yeşertiyorlar… Unuttuğum bazı şeyleri hatırlatıyorlar!

Bir gün yanımdan hiç ayrılmak istemeyen bir öğrencime:

-Benden ne istiyorsun? diye sorduğumda,

– Sadece sevmenizi, diye cevapladı.

Bu cevap beni direk çocukluğuma götürdü. Çünkü uzun zamandır kimse bana sadece beni sevmenizi istiyorum’ dememişti.

Benim yazmamın temel taşı müzik ve insandır.

Kedi olmak ….

Öykülerimden bir tanesi bir kedinin gözünden yazılmıştır. Kedi benim hayatımın önemli bir parçası. Kedisiz  bir  hayat  veya ev benim  için çok  eksik. Onların dünyasına girmek, onları tanımak onların gözüyle bakmak ve o empatiyi geliştirmek….Bir kedi seni eğitebilir mi? Evet, eğitir… gururlu olmayı, inatçı olmayı, istediğini elde etmeyi öğrenirsin, özgürlüğü ve yalnızlığı, acının üzerinden tek başına gelebilmeyi.

En nihayetinde bir vefa örneği ve KIBRIS TÜRK EDEBİYAT MÜZESİ;

Kıbrıs  Edebiyat  Müzesi kurmak üzere bir sanat etkinliği yaptık. Dervişe Güneyyeli Kutlu benim edebiyat öğretmeni arkadaşım, kendisinin sesine ve şiir okumasına hayranım. Benim şiirlerimi benden çok daha güzel okuyan bir insandır. Birlikte sahne aldık. Evren Karagöz Kıbrıs türkülerini seslendirirken ben de eşlik yaptım. Dervişe de bize Kıbrıs Efsaneleri ile ilgili anlatılarda bulundu. Bunun dışında biraz Kamuran Aziz’e değindik, biraz Limasol bölgesine gidip Hanaylar Yaptırdım türküsünden önceki sel felaketine uzandık. Yani hem çok hüzünlü çok neşeli bir gece oldu.

Öğrencilerimden destek aldım. Andrey Aslantekin gönüllü olarak bu projede fon müzikleri, efekt

konusunda yardımcı oldu. Serat Özcevher sahnede küçük bir sürpriz yaptı. Yedi sekiz tane minik

kızımız var… onlar  canlı  heykel  oldu. Hep  birlikte  duygu  dolu  güzel  bir  gece   g e çirdik . Girne  Ada Lions  Kulübü bu etkinliğimizde bize sahip çıktı. Bu girişimleri ancak dernekler aracılığı ile yapabiliyoruz. Kıbrıs Türk edebiyat yazarları ile ilgili bir ansiklopedi oluşturuldu. Ülkemizde maalesef Kıbrıs Türklerinin edebiyat konusunda neler ürettiğini toplum olarak bilincinde değiliz. İki ciltlik ansiklopedi çıkması ne kadar çok yazarımız olduğunu gösterir. Burada Sayın İsmail Bozkurt’un çok büyük emeği var. Gerekli sponsorları bularak bunla ilgili çok büyük çalışma yaptı. Ben de bu ansiklopedinin içine girmiş bulundum. Bu ülkede Kıbrıs Türk edebiyatı dersini bile öğretmenler acaba ne öğretsek şeklinde endişeler yaşıyor. Bu konuda konuşmak benim haddime değil. İşin içerisinde olduğum için bir takım sorunları biliyorum. O yüzden bir edebiyat müzesi kültürün aktarılması gereklidir. Müzesiz toplum geleceksiz toplum demek. Beni fazla idealist bulan insanlar oldu. Ben de cevap olarak diyorum ki :”Çocuklarınızın geleceğini düşünün. Müze olmazsa bir ülkede o toplumun geleceği yok demektir.” Ben doktora yaparken arşiv

olmamasının büyük eksikliğini yaşadım. Ülkemizde arşiv neredeyse yok. Arşiv yok demek tarih yok demek, tarih yok demek gelecek yok demektir. Her zaman söylediğim bir şey toplum olmakla topluluk olma arasında çok büyük fark var. Toplum bilinci oluşturmak biz eğitimcilerin taşıması gereken en önemli görevlerden biridir. Bu farkındalığı yaratmak istedik. Ben de üç kitabı çıkmış dördüncüsü de çıkacak olan beşincisi de hazır olan bir yazar olarak Türk Dilini doğru kullanmalıyız diyorum. Türkçe  çok  güzel  bir  dil.  Bir  ülkede  dil birliği  çok  önemlidir. Bu ağızlar , lehçeler zaten dilin zenginliğidir ama yazarken de özellikle sosyal medyada dikkat etmeliyiz. Öğrencilerimin yazmak yerine fotoğrafını çekmeyi tercih ettiğini görüyorum. Çocuklar yazmaktan kaçıyor. Yazı yazmak tarih boyunca bir kültürdü. Biz gazete kokusunu unuttuk. Ben altını çizmeden üstüne yazmadan

okuyamıyorum.

Kıbrıs Türk Edebiyatına hep birlikte sahip çıkmalıyız. Herkes bir Kıbrıslılıktan bahsediyor. Haydi

Kıbrıslılar neredesiniz? Benim misyonum kültür sanat ve eğitime kol kanat germeyen mercileri rahatsız etmektir. İnat edip yaparak bunu başararak rahatsız etmekten bahsediyorum. Bana Rum arkadaşlarımdan bile destek geliyor, Kıbrıs Türk Edebiyat Müzesine katkı koydular.

https://www.facebook.com/aytul.turkkan.142/videos/1420924664723430/UzpfSTExNTMzMjA2MTY6MTAyMTgyODUyMjU2NTkzODQ/?q=aytul%20turkkan%20burcu&epa=SEARCH_BOX

Biz Kıbrıslılar neredeyiz o zaman?

Güney Kıbrıs için ‘Bize çok benziyorlar’ diye söylemler çok duyarız. Yani hayran olduğumdan değil ama Güney Kıbrıs toplum ve maalesef biz topluluğuz. Toplum bilincimiz yok. Bu etkinlik için biletler karşılığında toplanacak katkının 50 TL beni aşar deyip arkasını dönen çok insana da rastladık. Onar onar alıp çok büyük destek olan kurumlarımız ve arkadaşlarımız da oldu. Bu konuda hassas

davranmamız lazım. Söz konusu müze Mağusa’da tarihi bir bina fakat maalesef devlet bu müze için

henüz bir şey yapılamayacağını bildirdi. Biz de kendi başımızın çaresine bakmaya karar verdik.

KIBATEK Vakfından bu sanat etkinliği için ricada bulunduklarında hiç düşünmeden kabul ettik. Zaten biz her sene hiç düşünmeden sosyal sorumluluk projesi yapan insanlardık. Her yıl oturup kendi kendimize “ne yapsak?”diyorduk. Bunun üzerine Kıbrıs’la ilgili bütün anlatıları şiirleri efsaneleri ortaya koyduk. Müzikli hoş bir gece oldu.

Gül Reçeli Öykü Kitabı ve Çocuk Onkolojisine Yardım

18 Nisan 2020’de çıkacak olan kitabımın da bağışı çocuk onkolojisine olacak. Girne Ada Lions Kulübü sponsor olarak projeyi Uluslararası ana aktivite olarak belirtti. Hani bir kitaptan ne kadar para

kazanılabilir? Kazanılır!

Ufacık da olsa büyük bir fark yaratılabiliyor. Biz sanatçılar toplumu tetiklemek zorundayız. Tetiği çekmek zorundayız ki insanlar inanıp arkadan gelebilsinler. Toplumda  bu  farkındalığı  yaratmazsa

toplum maalesef uyumaya devam ediyor. Bizim en büyük misyonumuz, özellikle tiyatro bu

farkındalığı o anda yaratabilen bir sanat dalıdır. Anında bir bilinç uyandırır insanda, tüylerin diken diken olur. Çok önemli bir yeri var sanatın bu toplumda çünkü uyuyan bir toplumuz. Zaman zaman

ben de ortama benzediğimi hissediyorum. “Yeter buraya kadar,”dediğim zamanlar da oluyor…yine de birbirini destekleyen dostlar sayesinde tetikleniyorum.

‘BUNLAR ÇOCUK! NE VERİRSEN ONU ALIR.’

Bir eğitmen olarak kendi adıma vicdanım rahat…

Ben eğitimci– sanatçı olarak geriye baktığım zaman vicdan azabı çekmemeliyim.

‘Ne öğretiyorum bu çocuklara ? Bu çocukcuk mezun olunca nerede çalacak? Hangi salonda müzik

dinleyecek? Bu çocuk hangi kitabı okuyacak? Hangi öğretmeni örnek alacak?’

BUNLAR ÇOCUK! Ne verirsen onu alır. Bizim görevimiz budur!

Ben Sedat Semavide üç yıl öğretmenliğim süresince hayatımın en güzel öğretmenlik yıllarını geçirdim. Orada gençlerden bana çok güzel dönüşler oldu onlarla hala görüşüyorum. Kitap okumayan çocuk kitaplarımı okudu. Viyolonselin ne olduğunu bilmiyorlardı, kolumdaki dövmemden viyolonselin ne olduğunu öğrendiler…

Bugüne kadar benim elimden 4000 kadar öğrenci geçmiştir. Öğrencilerimin beni facebooktan takip etmesine izin veriyorum. En ihtiyaç duydukları anda bana en kolay ulaşabilecekleri yer orası. Ben bu misyonumu sosyal medyaya da taşırken, çok dikkatli kullanmaya çalışıyorum. Orada paylaştıklarım kimseye bir şey göstermek,yaranmak için değil, çocuklarımıza farkındalık yaratsın diyedir

Söyleşi: Şirin Gazi

Etiketler

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı