FeaturedKIBRISVOİ Özel Haber

‘Denizin olmadığı yerde insan umut adına bir martı olmalıdır’

Tünay MERTEKCİ

Notingham Üniversitesi’nde Biyokimya Moleküler Tıp eğitimi gören Hilmi Arıca 19 yaşında. Kıbrıs Dostluk Programı’nda dördüncü yılını dolduran Arıca, 4 yıldır bu programla iç içe olduğunu söyledi. Keman çalmayı da çok sevdiğini ifade eden Arıca, kendini her zaman barış aktivisti olarak tanımladığını belirtti. Arıca, bütün barış projelerine elinden geldiğince katılmaya çalıştığını da ekledi.

Arıca: İlk kez Kuzey İrlanda’da oluşan bir organizasyon

CFP denilen olayın Kıbrıs’a gelmeden önce ilk kez Kuzey İrlanda’da oluşan bir organizasyon olduğunu söyleyen Arıca, Orada Protestan ve Katoliklerin arasında çatışmaların bulunduğunu ve Hasna kuruluşunun ilk kez orada CFP’yi organize ettiğini kaydetti. Ülkemizdeki mantığın da aynı olduğunu söyleyen Arıca, “CFP orada 20 yıl aktif oldu. 20 yılın sonunda orada bir referandum meydana geldi. Referandum sonucunda istenilen, arzulanan bir Kuzey İrlanda oldu. Protestan ve Katolikler arasındaki sorun çözüldü. Orada başarıya ulaşınca CFP dediğimiz program, Kıbrıs’a gelmeye karar verdi” dedi. CFP’nin Kıbrıs’ta ilk kez 2009 yılında organize olduğunu belirten Arıca, belli başlı koordinatörlerle kalabalık bir grup olmadan CFP’nin Kıbrıs’ta o dönem aktif olduğunu dile getirdi. Kıbrıs’tan Amerika’ya ilk gençlerin 2009 yılında gönderildiğini belirten Arıca, 2013 yılında kadar sadece Amerika’ya gidildiğini ifade etti. 2013 yılında başvuruların giderek artması sonucu sadece Amerika ile sınırlı kalınmadığını söyleyen Arıca, Kıbrıs’ın güneyinde Baf’a bağlı Aynikola köyünde iki toplumlu bir CFP kampı yapmaya karar verdiklerini vurguladı.

“Kıbrıs kampı benim için çok daha önemli”

2013 yılından günümüze kadar hem Amerika hem CFP Kıbrıs kampı olarak aktif bir şekilde ada barışına destek vermekle uğraştıklarına dikkat çeken Arıca, iki kampın da farklı deneyimler olduğunu söyledi. Kendisinin ilk kez 2016 yılında CFP’ye katıldığını ifade eden Arıca, ilk olarak Kıbrıs kampına katıldığını ifade etti. “Bu yüzdendir ki Kıbrıs kampı benim için çok daha önemlidir” diyen Arıca, bu yıl düzenlenen kampın CFP tarihinin en kalabalık kampı olduğunu söyledi. Bu sebepten dolayı Kıbrıs kampını ikiye yükselttiklerini belirten Arıca, bir kampı temmuz ayında diğer kampı da ağustos ayında gerçekleştirdiklerini kaydetti. 2017 yılında ise Amerika’ya gittiğini söyleyen Arıca, Amerika’nın ve Kıbrıs’taki kampın farklı deneyimler olduğuna dikkat çekti. Amerika’ya giderken telefonlarını ya da internete bağlanan teknolojik aletlerini götüremediklerini ifade eden Arıca, bunun yasak olduğunu ve orada internetsiz bir hayat yaşadıklarını belirtti. Amerika’nın bir aylık bir deneyim olduğunu ifade eden Arıca, haftada bir kez sadece aileleriyle Skype yapma şanslarının olduğunu kaydetti. Hala bu kuralın geçerli olduğuna dikkat çeken Arıca, Amerika’da birçok etkinliğe katıldıklarını ifade etti.

“Kıbrıs’taki kampa ilk kez yoğun bir katılım oldu”

Amerika’ya giderken bütün maddiyatın oradaki gönüllü Amerikan aileleri tarafından karşılandığını dile getiren Arıca, “Finanslarımız genellikle Amerikan ailelerdir. Bu yüzden önemlidir” dedi. Amerika’da bir Kıbrıslı Türk ile Kıbrıslı Rum gencin bir ay boyunca bir Amerikan ailenin evinde kaldığını söyleyen Arıca, bu yıl 20 Kıbrıslı Türk ile 20 Kıbrıslı Rum olmak üzere toplam 40 gencin Amerika’ya gittiğini belirtti. Kıbrıs’taki kampa ise bu yıl ilk defa 100 gencin katıldığına dikkat çeken Arıca, Kıbrıs’taki kampın temmuz ile ağustos ayında gerçekleştiğini kaydetti. Kıbrıs’taki ilk kampa 52, ikinci kampa ise 48 kişinin katıldığını vurgulayan Arıca, neredeyse rakamların aynı olduğunu söyledi. Dağılıma bakıldığında ise Kıbrıslı Rum ile Kıbrıslı Türk gençlerin neredeyse aynı olduğunu ifade eden Arıca, Kıbrıs kamplarının Amerika’ya gitmek için iyi bir deneyim olduğunu söyledi. Bu yıl yeni bir kuralın geldiğini belirten Arıca, sadece Kıbrıs’ta kampa katılan kişilerin Amerika’ya gitmek için başvuru yapabileceğini dile getirdi. Kampa genellikle hayatında hiç Kıbrıslı Rum arkadaşı ya da Kıbrıslı Türk arkadaşı olmayanların gittiğini söyleyen Arıca, kuzeyle alakası ya da güneyle hiçbir alakası, fikri olmayanların kampa gittiğini kaydetti.

“Tarihi gözlemlemek için kamp ideal bir yer”

“Hepimizin mutlaka bu tür programlara gitmeden ön yargılarımız vardır. Nasıl bir tutum sergileyecek Kıbrıslı Rumlar ya da nasıl bir tutum sergileyecek Kıbrıslı Türkler diye düşünülebilir” şeklinde konuşan Arıca, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları tarihi gözlemlemek için kampın ideal bir yer olduğuna dikkat çekti. Yaptıkları aktivitelerin tamamen bu konuya odaklı olduğunu söyleyen Arıca, 2013 yılından beri kampın yapıldığını söyledi. ‘Walk Of History’ isimli etkinliğin kamptaki en önemli etkinlik olduğuna vurgu yapan Arıca, bu etkinlikle iki toplumun kitaplardan, öğretmenlerden veya tarih derslerinden, Kıbrıs tarihi hakkında neler öğrenildiğini anladıklarını belirtti. “Yani 1950’lerden günümüze kadar bir süre. İki taraf da bunu yapmaktadır. Günün sonunda elde ettiğimiz bilgileri ise karşılıklı bir biçimde yere koyarız ve gençleri yürütürüz. Burada bütün gençlerin şaşıracağı birçok nokta vardır. En önemlisi ise bizlere farklı bir tarihin onlara farklı bir tarihin açıklanıyor olmasıdır” diyen Arıca, bütün bu kağıtların bir araya gelmesiyle ortak Kıbrıs’ın tarihinin olduğunun farkına vardıklarını vurguladı. Kıbrıslı Türkler kadar Kıbrıslı Rumların da acılar çektiğini ya da onların gözünde Kıbrıslı Rumlar kadar Kıbrıslı Türklerin de acılar çektiğini aslında her iki Kıbrıslı toplumun da aynı deneyimlerden geçtiğini bu etkinlikle öğrendiklerini söyleyen Arıca, her iki toplumun da çektiği sıkıntıları söz konusu etkinlikle ortaya koyduklarını dile getirdi.

“Siyasetle hiçbir bağımız yok”

CFP olarak tamamen politika yapmadıklarını ifade eden Arıca, siyaset ile hiçbir bağlarının olmadığını söyledi. Tarafsız olmaya çalışan bir program olduklarını kaydeden Arıca, bundan dolayı workshoplarını hiçbir siyasete bağlamadıklarını kaydetti. “Çünkü herkese açık ve her siyasi görüşten olan gencimiz bu programda bizimledir” diyen Arıca, tarafsızlıklarını korumaları gerektiğini ifade etti. İki taraftan da bazı siyasi oluşumların, partilerin ve sendikaların çoğu zaman kendilerine destek vermek istediğini söyleyen Arıca, “Bırakın maddi desteklerini, manevi desteklerini bile kabul etmeyiz çünkü tarafsız olmaz” dedi. “Biz barış istiyoruz ve barış hem sağcısına hem solcusuna hem liberaline, kısacası barış bütün insanlığa gereken bir şeydir” diyen Arıca, kendilerinin bunu anlatmaya çalıştıklarını vurguladı.

“Farklılıkları Kıbrıslıları birbirine bağlayan en büyük zenginlik”

Gençlere bu programa katılmaları için çağrıda bulunan Arıca, bu programın gençler için inanılmaz bir deneyim olduğunu ifade etti. “Bu program nerede yaşadıklarını, bu coğrafyanın ne kadar zenginliğe sahip olduğunu, farklılıkların aslında birleştirici en büyük etken olduğunu gösteriyor. İki tarafın farklılıklarıyla değil benzerlikleriyle arkadaş ve kardeş olabileceğini öğretiyor” diye konuşan Arıca, iki tarafın farklılıkları da olsa aslında bu farklılıkların Kıbrıslıları bir birine bağlayan en büyük zenginlik olduğuna dikkat çekti. Gençlerin bu programda bakış açılarının değişeceğini belirten Arıca, bu programa katılana kadar bazı gençlerin diğer toplumla ilgili ön yargılara sahip olabileceğini söyledi. “Bunun sonucunda diğer toplumun da aslında bizler gibi Kıbrıslı olduğunu anlamalarına sebep olur” diyen Arıca, apolitize yolunda ilerleyen bir gençliğin olduğunu dile getirdi. Söz konusu durumun nedeninin umutsuzluk olabileceğini ifade eden Arıca, “Çünkü 50 yıldan fazladır ki Kıbrıs konusu adaya büyük sorunlar getirmiştir ve çözümü hala yoktur” dedi.

“Sadece ölü insanların umutları yoktur…”

En son bu Crans Montana’da yaşananların daha da umutları tükettiğini belirten Arıca, “En azından benim umudumu tüketmemiştir. Biz gençlerimize her zaman için umutlu olmalarını söyleriz çünkü ölü insanların umutları yoktur. Onlar yaşar ve hepimiz yaşarız. Ve bir şeyler yapmak zorundayız bu ada için. Umutlarımızı tüketmemek zorundayız. Tıpkı Nazım Hikmet’in de dediği gibi, hani der ya denizin olmadığı yerde insan umut adına bir martı olmalıdır. İşte bizler de martı olmaya çalışıyoruz. Ama denize değil, barışımıza martı olmaya çalışıyoruz. Güvercin olmaya çalışıyoruz. Biz onlara birlikte yaşamayı elbette öğretiyoruz. Yani yaşayabileceğimizi anlatıyoruz. Çünkü farklılıklarımız yok. Ama biz onlara bundan daha çok birbirilerini nasıl seveceklerini hatta bir metafor yapacak olursak, yeşil hattın ötesinde yaşayan topluma bir zeytin dalı vererek aslında kendi barışlarını yapabileceklerini anlatıyoruz. Barışın aslında anlaşma ile farklı bir şey olduğunu, anlaşmanın politik bir yön olduğunu ama barışın halkta başlayıp halkta devam edeceğini anlatıyoruz. Bunları anlamak önemlidir. Çünkü hala bugün barış ile anlaşmayı yan yana tutan insanlar vardır. Barış olursa zaten anlaşma kendi kendine gelir. Hatta barışı yaptığımız gün zaten barikatlar adadan kendi kendiliğine kalkacak. Tüm Kıbrıs halkı gelip yeşil hattı adadan söküp atacak” diye ekledi.

Voice Of The Island – 2019

Etiketler

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı