FeaturedVOİ Özel Haber

Chris Elliott ‘Birleşik Krallık halkı, hükümetine Kuzey Kıbrıs’ı tanımasını söylemelidir’

Chris Elliott

İngiltere halkının hükümetine, Kuzey Kıbrıs’ı tanımasını, diğer ülkelere uyma amaçlı faaliyetlerini durdurmasını ve kendi halkına hizmet etmesini söyleme zamanı geldi. Brexit kararı ile, AB’nin veya diğerlerinin Birleşik Krallık halkının isteklerini ve çıkarlarını kontrol etmesine izin vermeme yönünde büyük adımlar atıldı.

Şimdi geçmişe bir göz atalım ve Osmanlıların Kıbrıs’ı 1878’de kabul edilmeden önce 1833, 1841 ve 1845’te İngilizlere sunduğunu not edelim. Ondan önce Kıbrıs, 1570’ten beri güçlü bir Türk etkisine sahipti. Osmanlılar, adayı ele geçirdiklerinde birçok milleti yanlarında getirdiler.

Adadaki Kıbrıslı Rumlara, Osmanlılar tarafından yerel yönetimleri yönetme fırsatı verilmişti. Ancak, 1830’da Yunan bağımsızlığından sonra 19. yüzyılda doğan Kıbrıs’ın Yunanistan’la siyasi birliği düşüncesi, sorunlar yaratmaya başlamıştı. Dolayısıyla İngilizler Kıbrıs’ı devralırken, Yunanlılardan büyüyen bir siyasi sorunu miras olarak aldı. Ancak bu sorun, Osmanlıların Birinci Dünya Savaşı’nda Almanların yanında yer almasıyla doruğa çıktı.

Osmanlılar, Winston Churchill’in Çanakkale’deki müttefik sefer gücü olan Birinci Deniz Lordu’yla pahalı bir askeri tahliyeye savaştı. Daha sonra İngilizler, 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı resmen bir kraliyet kolonisi olarak ilhak ettiler ve belki de bunun sonucu olarak Kıbrıslı Rumlara karşı daha büyük tercihler göstermeye başladılar.

Bu durum Kıbrıslı Rumların Enosis talebini daha da güçlendirdi ve İngilizlerin 1955-59 arasında Olağanüstü Hal ilan ettiği Kıbrıs’ta, kan dökülüşü ve etnik temizliğe yol açtı.
İngiltere anlaşmazlığı bağımsız bir Kıbrıs kurarak çözmeye karar verdi.

1959’da, tüm ilgili taraflar (İngiltere, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıslı Rum lider Makarios ve Kıbrıslı Türk lider Dr. Fazıl Küçük) Zürih Anlaşmalarını imzaladılar. Yeni anayasa, büyük ölçüde adanın etnik yapısına dayandı. Eşit veto hakkıyla, Cumhurbaşkanı bir Kıbrıslı Rum ve Başkan Yardımcısı bir Kıbrıslı Türk olacaktı. Kamu hizmetine katkı, 70:30 oranında belirlenecekti ve Yüksek Mahkeme, her iki toplumdan eşit sayıda yargıç ve Yunan, Türk veya İngiliz olmayan bağımsız bir yargıçtan oluşacaktı. Zürih Anlaşmaları, bir dizi anlaşmayla tamamlandı. Garanti Antlaşması, herhangi bir devletle ayrılmanın veya birleşmenin yasak olduğunu, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’nin bir ihlal durumunda müdahale etmek için garanti statüsü alacaklarını belirtti.

İttifak Antlaşması, adaya iki küçük Yunan ve Türk askeri kuvvetinin konuşlandırılmasına izin verdi, Kuruluş Antlaşması, İngiltere’ye Ağrotur ve Dikelya’da iki üs üzerinde egemenlik kazandırdı. 15 Ağustos 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi ama Kıbrıslı Rumlar mutlu değildi ve devam eden etnik temizlik nedeniyle Kıbrıslı Türkleri iktidardan düşürdü; kendi güvenlikleri için enklavlarda yaşamaya zorladı.

Bu durum, BM’nin şiddeti kontrol etmeye çalışmasıyla beraber devam etti. 20 Temmuz 1974’de kadar Türkiye, bir garantör güç olarak İngilizlerden destek alamadı ve Kıbrıslı Rumların kan dökmesine ve şiddetine son vermek için bir müdahale misyonu başlattı.
19 Temmuz 1974’te, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios, BM Güvenlik Konseyi’nin önünde ülkesinin Yunanistan tarafından işgal edildiğini söyledi.
Bu olanların hepsi, Kıbrıs’ın bölündüğü anlamına geliyordu. Kıbrıslı Türkler, güvenlikleri için adanın kuzeyine taşınmış ve statükoda bir değişiklik bekliyor durumundaydılar.
15 Kasım 1983’te, görünür bir çözüm olmadan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, self-determinasyonunu sağlayan ilk Kıbrıslı Türk Başkanı Rauf Raif Denktaş önderliğinde doğdu. Ancak bu, İngilizlerin görmezden gelmeyi veya desteklemeyi seçtiği Zürih Anlaşmasını ve Garanti Anlaşmasını onaylayan Türkiye hariç, bütün dünya tarafından dışlandı.

Birleşmiş Milletler, adanın Kıbrıs Cumhuriyeti idaresi altında yeniden birleştirilmesini taahhüt etti. Ancak Kıbrıslı Rumlar, 1948 ile 2012 (BM Annan birleşme planı, barış planı lehine oy veren Kıbrıslı Türklerin %64,91’ine karşı Kıbrıslı Rumlar tarafından %75 oyla reddedildi) arası önerilen 15 barış planını reddetti.

Bunun ardından, 2017’de Crans Montana’da bir barış anlaşması yapmak için başarısız bir girişim daha oldu. Buna rağmen BM, bir gün her iki tarafın da yeniden birlikte yaşayacağına inanıyor.

Açıkçası, yaratıcılardan başka kimseye hizmet etmeyen uluslararası politika ve anlaşmaların karanlık bir dünyası var ve en nefes kesici olay, AB üyesi Fransa’nın bir başka AB üyesi Yunanistan’ı Türkiye ve KKTC’nin çıkarlarına karşı Ege ve Doğu Akdeniz’de askeri genişlemeye teşvik etmesi oldu. Fransa, Yunanistan’a (her ikisi de AB üyesi olarak büyük ekonomik sorunları olan ülkeler) askeri teçhizat sağlamayı teklif etti ve bu da barış ve istikrarı korumak için ortak bir politika olmadığının kanıtıdır.

Peki, buradan nereye gidiyoruz?

Birleşik Krallık Hükümeti’nin KKTC’ye direkt uçuşlara izin verme dilekçesi.

Yıllar içinde KKTC ve STK’lar adalet ve tanınma çağrısında bulundu. Son zamanlarda, İngiltere ile KKTC arasında Doğrudan Uçuşlar için İngiltere Hükümeti’ne yönelik yeni bir dilekçe düzenlendi.

Bugüne kadar 12.705 imza toplandı. İlk aşamada 10.000 imza toplandığında şu açıklama yapıldı: “Birleşik Krallık Hükümeti’nin Birleşik Krallık ile Kıbrıs’ın kuzeyi arasında doğrudan uçuşlara izin verme planı yok. Doğrudan uçuşlar, uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleri ihlal ediyor.”

Dilekçe, 27 Ocak 2021’e kadar yürürlükte kalacak. Eğer 100.000 imza toplanılırsa bu dilekçe Meclis’te görüşülmek üzere değerlendirilecektir (iddia edilmektedir).

Mevcut Birleşik Krallık hükümeti, değişiklik hükümetidir ve kendi insanlarını dinleyerek, önceki Birleşik Krallık Hükümetleri tarafından hatalı veya haksız uluslararası anlaşmalar yoluyla yapılan birçok yanlışı düzeltmeye başlamalıdır.

Bu dilekçeyi imzalamaya uygun olan 66.600.000 Birleşik Krallık vatandaşı ve sakinleri bunu yaptıkları takdirde, Birleşik Krallık Hükümeti temize çıkmaya ve adil davranmaya karar vermelidir.
Unutmayın ki bu, isteyenler tarafından bir değişim dilekçesidir. Diyelim ki değişim çağrısı yapan 1 milyon imza STK’lar tarafından desteklenirse, buna karşı çıkanlar daha sonra fırsat bulacak.

Son olarak, Birleşik Krallık vatandaşları ve sakinlerinin Birleşik Krallık Hükümeti’nden KKTC’nin tanınmasını talep ederken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünyanın dört bir yanındaki ülkelere tanınması için yazı yazma fırsatı var.

Chris Elliott

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı