FeaturedKIBRISVOİ Özel Haber

‘Bölge halkı öncü rol oynamalı’

AKEL AP milletvekili Georgiou, Doğu Akdeniz, Türkiye ve Kıbrıs üçgeninde yaşananlarla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Eleni Konstantinou

AKEL milletvekili Georgios K. Georgiou, Doğu Akdeniz, Türkiye ve Kıbrıs’la ilgili tüm konular hakkında bölge halkının gelişmeleri belirlemede, açık ve net bir şekilde öncü rol oynaması gerektiğini vurguladı.

Georgiou bölgenin zenginliğinin halka ait olduğuna işaret ederek, “Büyük şirketler değil, halk ‘efendi’( idareci) olmalı” dedi.

SORU: Doğu Akdeniz’de istikrarın ne kadar mümkün olduğunu düşünüyorsunuz? 

GEORGIOU: Doğu Akdeniz, kelimenin tam anlamıyla yanıyor. Bu durumda AB’nin ve NATO’nun sorumlulukları çok büyük. Jeopolitik çıkarlarına hizmet etmek için kurulan sözde “Arap Baharı”, bölge halkı için trajik bir kışla sonlandı. Suriye ve Libya arasındaki iç savaşlarda durmadan kan akıyor. Kuzey Akdeniz’in donmuş sularında binlerce insan, bölgedeki zengin enerji kaynaklarının emperyalist paylaşımı nedeniyle boğuluyor. Ülkelerin ve halkların, yeni bir sömürge, fetih dalgasını yaşıyoruz. Gerçekler acımasızdır. Halklar kendi mücadelelerini belirlemede öncü rol oynamazlarsa, bu emperyalist içi çatışmaların ortasında bölgede istikrar olamaz. Bölgenin zenginliği halka aittir. Büyük şirketler değil, halk “efendi”, idareci olmalı.

SORU: Son günlerde AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Jossep Borrell, geniş kapsamlı bir diyalog sürdürmek için Türkiye’yi gerginliğe yol açan eylemlerini durdurmaya çağırdı. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye ile ilgili diyalog neleri kapsayacak?

GEORGIOU: Türkiye, yasadışı anlaşmalar yaparak, Uluslararası Hukuku ve Deniz Hukukunu ihlal ederek, Kıbrıs ve Yunanistan’ın egemenlik haklarına itiraz ederek ve sınırsız kışkırtmalarda bulunarak, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik likiditeden yararlanıyor. Dahası, teorik olarak AB üyeliğine giderken, Erdoğan aracılığıyla kişisel, otoriter, anti-demokratik bir rejim inşa ediliyor. Siyasi muhaliflerini, gazetecileri, akademisyenleri hapsettirirken, aktivistlerin de ölümüne yol açıyor. Türkiye’nin AB’ye karşı meydan kışkırtmaları dayanılmaz. Bir dizi AB ülkelerinin bencil, ulusal ve ekonomik çıkarları, Erdoğan gibi provokatif, “sorun çıkaran” birine karşı gururunu ve ödeme gücünü kurtarmaya izin vermiyor.

Sayın Borell, genellemelerinde Türkiye ile geniş çaplı bir diyalog kurabilmek adına AB’nin 

bölgede sonuç odaklı, kesin bir şekilde hareket edebilmesi için “zayıflık hapını” “altın yaldızlı”(pırıltılı) hale getirmeye çalışıyor.

Türkiye ile diyalog dört eksene yayılabilir: Diyaloğun en geniş bölümü olarak, 

enerji sorunlarının uluslararası hukuk temelinde çözümünü içeren bölgede barış çabası, Suriye-Libya çatışmasının çözümü ve dolayısıyla mülteci-göç gibi yan etkileri, AB-  Türkiye ilişkilerinde bir ağırlık. Avrupa-Türk konuları, Türkiye’nin Avrupa’ya giden yolunun sağlam ve gerçekçi bir şekilde incelenmesi.

Kıbrıs çözümü için müzakerelerin yeniden başlatılmasını hızlandırmak, Maraş’ta tehdit edilen yerleşim yerleri anlaşmasını iptal etmek ve Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki yasadışı eylemlerine son vermesi için Türkiye’ye baskı kurulması. 

Türkiye’nin Yunan deniz ve hava egemenliği hakları aleyhine yaptığı yasa dışı eylemlere son verilmesi.

Tüm eksenler birbirine bağlıyken, Kıbrıs ve Yunanistan özerkliklerini koruyorlar. Her ikisi de kanunlardan ve özünden kaçınacak bir diyaloğun kargaşası içinde harcanamazlar. Pazarlık ruhu içinde ve dengeleri korumak arasında, büyük NATO ve Avrupa çıkarları doğrultusunda hareket edilecek. 

“TÜRKİYE ORTALIK FİKRİYLE FLÖRT EDİYOR; AB MÜZAKERELERİNİN ASKIYA ALINACAĞI TEHDİTLERİ BOŞ”

SORU: Hükümet yetkililerinden, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin sona ermesiyle ilgili tehdit edildiğini çok sık duyuyoruz. Bölgedeki gerilimi düşürmek için bu yeterli mi?

GEORGIOU: Kükremeler, abartılar ve gerilmeler, paniğin veya durumun sınırlı algılanmasının bir sonucudur. Bu yaklaşım, herşeyden önce hükümetin, Türkiye’nin katılım sürecinin başarılı olmasının birçok nedenden ötürü faydalı olduğu şeklinde beyan ettiği tutumla çelişmektedir. Bu, her düzeyde farklı bir Türkiye’yi varsayar ve ima eder. İkinci ve en önemlisi veto, ekonomik ve politik güce sahip olanların yer alması içindir. Elbette en önemlisi, bugünün Türkiye’sinin AB’ye katılmak isteyip, katılabiliyor durumda olup olmamasıdır.  Son yıllardaki eylemlerinin çoğu ( Rusya ile ilişkiler, Batı karşıtı ve Avrupa karşıtı söylemler, fethetme hırsları, G10’a uluslararası ekonomik iyileştirme niyeti, Doğu’ya yönelme) tam olarak AB üyeliğinin artık Türkiye için bir öncelik olmadığını gösteriyor. Muhtemelen pek çok siyasi ve ekonomik fayda elde edinilecek. Ancak, asgari yükümlülükleri olmayan bir ortaklık fikriyle “flört” ediyor. Dolayısıyla, muhtemelen Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı tarafından Türkiye’nin AB’ye girme müzakerelerinin askıya alınacağı “tehditleri” boş tehditlerdir.

“BÖLÜNMEYİ TAKİP EDEN SAYISIZ OLAYLARI DÜŞÜNEREK, ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPALIM”

SORU: Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasıyla ilgili olarak, Ekim ayında Kıbrıslı Türk lider için yapılacak seçimler gözönüne alındığında, bu kadar uzun bir hareketsizlik döneminden sonra, bunun kolay olacağını düşünüyor musunuz?

GEORGIOU: Kıbrıslı Türklerin liderinin seçilmesi için yapılan “seçimlerde”, iki devletli çözüm taraftarları galip gelirse, Türkiye zaten ilan ettiği hedefine tereddütsüz ilerleyecektir.

Eğer kazanan aday iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünü benimseyen taraf olursa, daha fazla umutla BM tarafından son bir kez çaba gösterilecek. Yine Türkiye’nin retoriği ve genel planları gözönüne alındığında işlerin kolay olmayacağı görülüyor.  

Bölgedeki jeopolitik gelişmelerin durumu, Türkiye’nin sindirilmesi, AB’nin ve diğer uluslararası aktörlerin bunu engelleyememesi veya isteksizliği, aynı zamanda BM’nin Kıbrıs sorununu çözmek için defalarca başarısız olan girişimlerinden kaynaklanan “yorgunluğu” da bir umut yaratmıyor.

Cumhurbaşkanının Avrupa’yı işlevsel, adil, sürdürülebilir Kıbrıs çözümüne ikna etmek için yerde, gökte, içeride ve dışarıda içtenlikle hareket etmesi gerekiyor. Her şey bize bağlı değil. Kıbrıs sorunu diğer çözülmemiş sorunların ve çekişmelerin içine karışmış durumda. Ama biz, bölünmeyi takip eden sayısız olayları düşünerek üzerimize düşeni yapalım. Bu görüş tüm Kıbrıs halkı tarafından akılda tutulmalı. 

Voice of the Island 2020

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı