FeaturedKültür&Sanat

Bariton Evren Karagöz ile restorasyon-Voswos-kültür-sanat üzerine keyifli bir söyleşi

EVREN KARAGÖZ

1970   İstanbulda doğdu.  İlk ve ortaöğrenimini Kocaeli Karamürselde tamamladı. 1990  da  İstanbul Üniverstesi Sosyoloji Bölümünü ve Beledie Konservatuarı Şan bölümünü kazandı .Özel nedenlerden dolayı ertelediğieğitimini daha sonra 1992 yılında Marmara Üniversitesi Müzik Anabilim Dalı Bölümünü kazanıp 1999   yılında mezun oldu .  97- 98  yıllarında Almanya dahil Kıbrıs Ve Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde Akdeniz oda müziği   topluluğuyla konserler verdi.  Kıbrıs’ta bir müzisyen ve eğitmen olarak kariyerine başlamıştır. Çok hassas bir müzik kulağına sahip Evren Karagöz  piano restorasyon ve akord konusunda uzmandır. Çok yönlü Müzisyen,  Blues ve Rock, Tango ve  Klasik Müzik (Şan) eserleri seslendirmektedir. Üyesi olduğu  Expromte  Trio’da bariton vokali olarak konser lerine devam etmektedir. Evren Karagöz vokalisti olduğu Rock’n Roll Expres müzik grubunun vokal ve bas gitarcısıdır.  2008 yılında Expromte Trio’nun birde CD çalıması olmuştur. Bir çok sosyal sorumluluk projelerinde yer aldı. Evren Karagöz, kıymetli Hocalarından edindiği hayat  müzik kültürünü vermiş olduğu derslerinde öğrencilerine direk olarak aktarmaktadır.

Burcu M. Karagöz ile 1993 yılında Marmara Üniversitesi kampüsünde ki Barbara Hendrix (Soprano) konserinde tanışıp ilişkilerinin temelini atarlar ve müzikle dolu dolu bir dünya kurarlar. Evren Karagöz’ün Almış olduğu eğitim ve kendine kattıklarıyla yaşam felsefesini birleştirmiş yaşama şekli ile örnek bir insandır. Popüler kişi olmaktansa iyi bir çalışmanın bir gün mutlaka hakettiği yeri bulacağına inanır.

Eşi Burcu M. Karagöz, SABAH BEŞ ŞARKILARI adlı kitabında  eşine sevgisini şöyle dile getirmektedir ;

 ‘Kadın ve erkek olduğunu unutarak omuzlamaktır hayatı,birlikte yaş alırken hayatın sırtını sıvazlamaktır seninle yaşlanmak. Bir Çocuk kaybetmektir bazen ve ölmek üzere olan bir kediye nefes olmaktır.Ter akıtmaktır notaların arasında , aynı portrede sevişmektir.Hiç bıkmamaktır iki kişi olmanın ağırlığından. Sevgiyle çamaşırları katlarken hiç gülünmeyecek birşeye nefessiz kalana kadar gülmektir.Çamura mahkum edilmiş bir arabaya hayat vermektir ve her sabah kahvaltı getirmektir yatak odasına . Seninle yaşlanmak bir mucizedir benim gibi kalıbına  sığmayan bir bedene sıkışmış bu ruha. Yollara vurmaktır geleceği. Nereye gittiğini bilmedğimiz yolculuklara çıkmaktır. Senin ruhunda çiçek açmaktır seninle yaşlanmak. Verimli topraklarında açan çiçeğimi sevginle sulamandır ve bu sabah mutluluk , Elena’nın yüzyıllık evinde , sabun kokulu çarşaflarında, senin kollarında uyanırken şiirler yazmaktır senin uykulu yastığının sıcağında. Tüm bunlar , senin bana örettiklerin ve aldıklarındır.’ Burcu M. Karagöz

Restorasyon ve eski eşyalar hakkında ki düşünceleriniz nelerdir.

Sizin ona bağlandığınız gibi,  o da size bağlanıyor sanki hürmet ediyor. Örneğin eski arabalar; eski araba kullanıyorum çünkü kolay kolay bozulmazlar. Tabi ki tamiri kolay ve vefakar araçlar. Şimdi ki arabalar öyle değil. Arabayı al  altı yıl sonra çöpe at. Annelerimiz dolaplarını çok uzun yıllar kullandılar. Nerde  o kalite şimdi nereye gitti? Noldu da değişti bu kadar herşey, acımasız, sevgisiz oldu.  Tüketiyoruz. Evimde kullandığım radyom seksen senelik. İçerdeki pianomuz 1923 model. Onda ki ses hiçbir teknolojik aygıtta yok.

Herşey çok çabuk tüketiliyor ve birşeyler sürekli tekrarlanıyor.Tabi eski oyuncaklara bakıyorum çok daha daha dayanıklı. Öğrencilerim ve şimdiki  çocuklar gözlerini bozmak pahasına sanal dünyanın içerisinde kaybolup gitmişler. Seçimlerimize baktığım zaman çok çabuk tüketiliyor herşey, filmler, müzikler, işikiler. Bob Dylan bir açıklama yapar ve der ki son otuz yıldır müzikte sadece tekrar yapıyoruz yani yeni bir şey üretmiyoruz. Antic Monky diye bir rock grubu dinledim. Onlar bile daha önceki müzisyenlerden  esinlenmişler.

Piano Restorasyonu

Piano restorasyonuna 2003  yılında başladım. Ordaki öğretmenim Cemalettin Bey Marmara Üniversitesinden öğretmenimizdi ve bölüm başkanıydı. Ondan icazet aldım. Ben onun bilgi ve birikiminden mezun oldum. Piano işini bize taşımadan restorasyona kadar öğretti. İki yıl kadar ara ara gittim onun yanına. Bir çok araç gereci verdi. Benim hayatımı değiştiren insanlardan biridir.

 

VOSWOS ve Evren Karagöz

Evren Karagöz Voswos yani halk arasında kablumbağa aşığıdır. A’da Z’ye restorasyonlarını yapmaktadır. Tamiri kolay olduğu için arabasıyla birebir ilgileniyor. Voswos kültürünü benimsemiş birisi olarak eşi ile birlikte ülke dışı seyahatlere gidiyor klasik araç toplantılarına katılıyor.  Aile yadigarına vefalı bir şekilde sahip çıkıyor. Çünkü eski olan ne varsa sağlamdır ve vefalıdır.

Sanat yolunda ilerleyen öğrencilere hep alanları ile ilgili eserleri incelemeleri ve çalışmaları gerektiği söylenir. Bu sanatın kendini tekrarlamasına sebep mi. Ne düşünüyorsunuz?

Tabi şu  devirde bizi etkileyecek bir akım görmüyorum. Adam diyor ki resim yapıyorum performans sanatçısıyım. Peki kişi bunu derken neye göre kime göre değerlendiriyor. Neye göre sanat tartışılır. Sanat ilk önce toplum için yapılır. Toplum sizi algılayamazsa sanat yaptığınız da ortaya çıkmaz. Sanatı kendin için yaparsan nereye kadar gideceksin, nereye kadar ilerleyeceksin. Sinemada Zardoz denen bir film vardı başrollerini Sean Connery’nin oynadığı. Bilimkurgu, sonsuzluk, ölüm temalarında işlenen bir filmdi. Filmi yerden yere vurdular ondan çok  sonra başyapıt olarak seçtiler. Yani filmin çıkdığı dönemde filmi  değerlendirecek bir kitle yoktu.


 Expromte Trio  Ekip ve Cd’si    

Sinema;

Çok boyutlu bir sanat olduğu için insan bir deryanın içinde kayboluyor. En son hangi filmi izlediniz derseniz hatırlamıyorum çünkü orada da bir tekrar var . Herkes birbirinin aynı filmler arasında akılda kalıcı bir şey yok.

Sinemaya ilginiz ne boyutta?

Bu güne kadar çok fazla film izledim ve bu birşeyleri üretme isteğini getirdi. Senaryosunda hümanist bir takım duyguları içinde barındıran, antiırkçı  ve bir takım duyguların birikmesiyle oluşan fikirlerin olduğu  bir film çekmek istiyorum. Ben de bu hayata birşeyler bırakmak istiyorum. Bunu yapmak gerçekten zor olacak bildiğiniz gibi, mali kaynak v.s. gibi sebeplerden. Endüstriel Toplumlara baktığınız zaman onlar sanatları, sanatçıları ile ön plandadırlar. Bu alanda bizde bir birlik yok. Üretken İnsanların bu konuda birlik içerisinde olmaları gerekir.

Bu ülkede sanatla çok az kişi ilgileniyor deniyor fikrine katılıyor musunuz ?.

Küçük insanlar etrafındaki kişi ve olaylarla ilgilenir, orta seviyedeki insanlar kendi çabalarıyla bir yere gelmenin mutluluğunu yaşarlar,  ama büyük insanlar aslında çok zengindirler. Fikir zenginidirler. Dikkat edin hayatları çok sadedir ve amaçları bellidir, iyi bir çocukluk yaşamıştır ve öz benliğine pek hasar almamışlardır.  İşte kültür sanata önem verilmiyor diyen insanlar aslında kendi kültürlerini ortaya koyarlar. Bu yüzden istediğiniz kadar lüks hayat yaşayın size paranın dışında kalacak olan nedir? Sen bu dünyaya ne bırakacaksın, ne bıraktın ?

Sizce Rock’n Roll öldü mü ?

Never Dies! Bir kere Rock’n Roll’un kökleri soul, Rmb’dir, celtic’tir  ve kökleri olan Avrupa müziği ile pamuk tarlalarıdır, siyah insanlardır. Hala dinlerken ayağa kaldırıp dansettiren bir müziktir. Niye Hala  altmış senelik Elvis  Presley’i dinliyoruz. Başka bir gezegenden gelmiş biri gibi zamanında da Bach da öyleydi. Rock’n Roll niye ölsün, ölmez!

İnanış Özgürlüğü hakkında ki düşünceniz nedir ?

Sosyal medyada  çok ilginç bir sosyal medya denemesine rastladım. Sizin sevgiliniz ateistse sizin için problem olur mu? diye bir soru idi. Kimisi  ben Müslümanım Müslüman toplumda yaşıyorum diyor, kimisi de diyor ki benim için farketmez diyor, başka birisi çok doğru bir şey söylüyor; Hiç kimse boşuna konuşmasın ama  beden ve ruhunuz uyunca doğru insanı yakaladığınızda  Müslüman,  Ateist olsa da Şaman olsa da  seversiniz. Bu yüzden kimse büyük konuşmamalı.

Üniversite hayatınızda sizde iz bırakan öğretmenleriniz varmıydı ?

Profosör İlk Nur Atakan ve  Ayhan Baran Hocalarım. Ayhan Baran, vefat etti. Bu insanlardan belkanto tekniğini aldım. Hayatta olsaydı hala  ders almak isterdim. Beni derinden etkileyen öğretmenim Ayhan Baran’dı. Hem müzisyen, hem ressam, hem de filozof,  her yerde temsil vermiş birisi idi.  Dünyayı dolaşmış muhterem bir insandı. Hadi gidiyoruz demişler Ayhan Bey’e cumhur başkanına. Niye gidiyorum demiş benim daha terim kurumadı. Gelsin de temsilde oynasın Cumhurbaşkanı demiş. Sanatçı gitmez ayağa.  Yine Bülent Bey beni etkiledi. Çok teşrik-i mesaimiz oldu. Üniversite insanın hayata başlamadan önce ki son durağıdır. Orada çok değişik kültürlerden insanlar tanıyorsunuz ve bu sizi çok değiştiriyor. Müzik öğrencileri olarak konser salonunda konserin nasıl izleneceğine dair örnek davranış sergilerdik ve diğer öğrenciler bizden öğreniyorlardı.

Evren Karagöz rahmetli öğretmeni Ayhan Baran ile çalışırken.

Sizin sevdiğiniz yazar-kitaplardan bahseder misinz ?

Montaigne  ve yerli yazarlardan da Ahmet Alkan. Ahmet Alkan’nın ideolojisine katılmasam da beni çok etkileyen bir yazar.  Kadınların iç dünyasına  o kadar iyi iniyor ki. Özellikle küçük öyükülerini çok severek okurum.  Montaigne’nin hala yazdıkları günceldir. Motoaigne başlı başına bir okul gibi adam. Rus edebiyatından konuşmak çok hoşuma gider konuşacak arkadaşlar bulduğum zaman. Tolstoy’un  Kaştanka adlı kitabı.  Dostoyevski’nin insan psikolojisi üzerine yaptığı anazliler olağan üstü.  Tolstoy’un İtiraflar adlı kitabı ve ileriye dönük bir takım tahminleri, kadınlar, çocuklar aile ve ilişkiler üzerine analizleri beni hayran bırakır. Bir gün abisi kapıdan  içeriye girerek Tanrı Öldü demiş  ve Tolsto’yun hayatı değişti. Kendini sorgulamaya başladı. Ya her gün tavukları yemleyerek  hiç birşeyi sorgulamayıp bu şekilde bir rutine devam edeceğim ya da sonu belli olmayan bir yolda hayatı sorgulayacağım diye düşündü. Tolstoy’un bile insanının neden varolduğunu bulamaması büyük bir muamma.  Hayatın anlamı, sevmek. Birşeyi sevmezsen nasıl mutlu olursun ki. Doğaya, insana, çiçeğe.

Tatlı bir gezi anınızı anlatır mısınız ? 

Burcu ile birlikte, yıl 2014 Göbekli Tepe’deyiz. 14 000 Yıllık bir tapınakta  gencin birisi  tek başına orada hem çobanlık hem de bekçilik yapıyor. Genç ile sohbette bölge şehirden uzak bir kırsal da olduğu  için  sohbet arasında şöyle bir soru geçti ; ‘Burada bu dağ başında yalnız başına korkmuyor musun?’ Sorduk ama sorduğumuza bizi pişman eden   ironik cevabı  şu oldu; ‘ Ne demek abla, burası dağ başı mı? ’ dedi ve o an bir sokak filozofuymuş konuştuğumuz genç.  Özür dileyerek oradan ayrıldık.  Evet orası dağ başıydı  ama onun için değildi . Belkide medeniyetin ve dinler tarihinin başkentiydi.

SÖYLEŞİ : ŞİRİN GAZİ

Voice of the Island-2019

Etiketler

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı