FeaturedKIBRISVOİ Özel Haber

‘Barış meleği iş adamları, Annan Planına karşı çıkmıştı…’

Tünay MERTEKCİ

2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, VOICE’a konuştu. Mehmet Ali Talat ilk defa kendi döneminde tarafların karşılıklı oturup görüştüğünü vurguladı. Hristofyas’ın cumhurbaşkanlığı döneminde müzakere süreciyle ilgili çok ciddi sıkıntılar yaşadığını belirten Talat, günümüzde görüştükleri zaman eski konuları açmamayı tercih ettiğini söyledi. Kıbrıs sorunu dışında Kıbrıs Türk Toplumu açısından kendi içimizde çözebileceğimiz birçok sorunun olduğuna da dikkat çeken Talat, CTP’nin ise Kıbrıs Türk insanının güvenebileceği en büyük güç olduğunu vurguladı. En büyük temennisinin barışı iki toplumun sağlaması olduğunu belirten eski Cumhurbaşkanı, “Tanıdığım, bildiğim, barış meleği Kıbrıslı Rum iş adamları, ansızın Annan Planına karşı çıkmıştı” şeklinde konuştu.

“İlk defa benim cumhurbaşkanı olduğum dönemde taraflar karşılıklı oturdu”

Mehmet Ali Talat, cumhurbaşkanlığı dönemiyle kendinden önceki dönemi kıyaslamanın çarpıcı farklarını ortaya koymak bakımından önemli olduğunu söyledi. Kendisinden önceki dönemde cumhurbaşkanının her zaman Denktaş olduğunu ifade eden Talat, Denktaş’ın döneminde 2 toplum arasında ciddi şekilde yüz yüze müzakerelerin yapılmadığına dikkat çekti. Denktaş döneminde yapılanın tamamen tarafların kendi haklılığını diğer tarafa gösterme, ispat etme çabası olduğunu vurgulayan Talat, “Yani Birleşmiş Milletler gözetiminde olurdu ya görüşmeler, her iki tarafın sözcüleri de müzakerecileri de BM’yi ikna etmeye çalışırdı” şeklinde konuştu. Dolayısıyla kendinden önceki dönemde ikna edilecek mercinin BM olduğunu söyleyen Talat, “iki taraf müzakere eder görünürdü ama hiçbir zaman iki tarafın bir birine sunduğu öneriler diğer taraf tarafından kabul edilmedi. Hiç böyle bir olay olmadı. Hep BM önerirdi. Ya bir taraf kabul eder ya da iki taraf da kabul etmezdi” dedi. Önceki dönemlerde doğrudan müzakere ederek anlaşıp bir yere kaydetme ve “işte bu noktalarda anlaştık” olayının hiç yaşanmadığını kaydeden Talat, “İlk defa benim cumhurbaşkanı olduğum dönemde taraflar karşılıklı oturdular ve kendi taraflarının düşüncelerini, tezlerini ortaya koyup diğer tarafı ikna etmeye çalıştılar” şeklinde konuştu.

“Papadapulos hiç iş birliğine yanaşmadı”

Bunun sonucunda da sonuçların ortaya çıktığını ifade eden Talat, kendi döneminde 5 ana başlığın 3 tanesinde epeyi ilerlemenin olduğunu, ortak metinlerin ortaya çıktığını belirtti. Yaklaşım noktaları, farklılıklar, daha fazla müzakere edilmesi gereken konular şeklinde bölümlerin kendi döneminde ortaya çıktığını belirtene Talat, böylece ilk defa iki tarafın da ortak belgeler ortaya çıkarttığını dile getirdi. Talat, “Örneğin ilk defa Yeşilırmak kapısı müzakere ederek açıldı. İki taraf bir biriyle konuşarak, tartışarak bir sonuca varıp Yeşilırmak kapısını açtı. Ondan önce kapıların açılması hep tek taraflıydı. Benden önce 2003’te Beyarmudu, Lefkoşa Ledra Palace, Metehan açıldı. Bunlar Türk tarafının tek taraflı kararı ile açıldı. Benim dönemimde Lokmacı, Bostancı ve Yeşilırmak açıldı. Yeşilırmak törensel kısmı benden sonra oldu ama bizim kararımızla açıldı” dedi. Kendi döneminde ilk iki geçiş noktasının tek taraflı açıldığını söyleyen Talat, bunun nedeninin o dönemde Kıbrıs Rum Toplumu liderinin Papadapulos olduğunu belirtti. “Papadapulos hiç iş birliğine yanaşmadı. Lokmacı da Bostancı da tek taraflı açıldı. Yeşilırmak müzakere ederek açıldı” diyen Talat, dolayısıyla geçmişle kendi dönemi arasındaki en önemli farkın, iki toplum liderinin Kıbrıs meselesini ciddi ciddi kendi aralarında ele almaları olduğunu vurguladı. Bugün Kıbrıs sorununda hiçbir şeyin olmadığını kaydeden Talat, “Müzakere yok, gelişme yok. Ama bir anlamda taraflar, aralarındaki müzakere sürecini tükettiler zirveye giderek. Ondan sonra başarısız olunursa zaten süreç çökecekti. Süreç çökmüş oldu” dedi. “Dolayısıyla benim zamanım herhalde Papadapoulos’un iktidarda olduğu zamanda bile bugünkü durumdan daha iyiydi” şeklinde konuşan Talat, çünkü o zaman en azından sonuç almamakla birlikte, ufaktan müzakerelerin de yapıldığını belirtti Hristofyas’ın gelmesiyle birlikte sonuç almaya başladıklarını aktardı.

“Hristofyas sanki her şey tamammış gibi davrandı”

“Hristofyas ile cumhurbaşkanlığı dönemlerinden sonra bir araya geldiğiniz zaman hiç keşke dediniz mi?” sorusu üzerine Talat, “Hiç keşke demedim. Çünkü malum Hristofyas çok ciddi sıkıntı yaşadı cumhurbaşkanlığı döneminde müzakere süreciyle ilgili olarak. Koalisyon ortakları çözüm yanlısı değildi” dedi. Partisi AKEL’in Hristofyas’a ancak yüzde 30-31 oy desteği sağlarken geriye kalanını da diğer koalisyon ortağından aldığını belirten Talat, dolayısıyla kiliseyle olan anlaşmazlığı, kilisenin hoşnutsuzluğu, ortağının çözümle ilgili yarattığı sıkıntıların, Hristofyas’ı adım atmakta zorladığına dikkat çekti. Hristofyas’ın hiçbir zaman bunu kabul etmediğini söyleyen Talat, “Sanki her şey tamammış gibi davrandı. Örneğin benim seçimim öncesinde, ‘bugüne kadar vardığımız ortak noktayı belirtip halka duyuralım, herkes görsün ki yeni gelecek olanlar veya olan bu noktadan dışarı çıkamasın, o noktadan devam etsin’ önerisini yaptığımda, ortak mutabakata vardığımız hususları ortak olarak açıklamayı kabul etmedi” dedi. Bunun sonucunda Hristofyas’ın suçlanacağını söyleyen Talat, bunun bir çeşit ara anlaşma olduğunu kaydetti. Talat, “Çünkü birlikte duyurdunuz, bu ara anlaşmadır. Bağlamış olursunuz Rum toplumunu diye kabul etmediler. Baskı yaptılar ve kabul ettirmediler kendisine. Yani onun için bir araya geldiğimizde pek bu konuları konuşmayız. Çünkü ben onun sorumluluğunun olduğunu düşünürüm ve bu noktadan sonra artık karşılıklı olarak bir birimize sevgi ve saygıda kusur etmemeyi tercih ederim” şeklinde konuştu.

“Kendi içimizde çözmemiz gereken birçok sorun var”

Kıbrıs sorunu dışında Kıbrıs Türk Toplumu açısından kendi içimizde çözebileceğimiz birçok sorunun olduğuna dikkat çeken Talat, “asayişten tutun ekonomi, bu da ilk iki konudan belki birincisidir. Bunlarda adımlar atılmalı. Üretime ağırlık vermek lazım, üretimin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Üretim her şeyin başıdır” şeklinde konuştu. “Bugün eğer döviz krizinden Türkiye bizden daha az etkilenmişse, bunun sebebi Türkiye’nin üretim yapmasıdır” diyen Talat, ülkemizde üretimin son derece düşük düzeyde olduğu için ne yazık ki döviz krizlerinde ve benzeri şeylerde büyük bir darbe yediğimizi söyledi. Üretimin arttırılması gerektiğine dikkat çeken Talat, “hem tarımsal üretim hem de sanayi üretimi, bunların son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Daha bir sürü sorunumuz var trafik sorunumuz var mesela. Sayılamayacak kadar çok sorun var” şeklinde konuştu.

“CTP, Kıbrıs Türk insanının güvenebileceği en büyük güçtür”

Cumhuriyetçi Türk Partisi ile ilgili soruyu yanıtlayan Talat, “CTP hala bu toplumu düşünen ve bu toplumun geleceğini Avrupa’da gören, dünya toplumu olmasını öngördüğü için Avrupa’da gören, bu toplumun en önemli güvence kaynağı olan bir partidir” dedi. CTP’nin geçmişte hatalar yaptığını, hala hatalar yapmış olabileceğini söyleyen Talat, “Bugün toplum tarafından eleştirilen çeşitli adımları, eylemsizliği gibi konular söz konusu olabilir ama buna rağmen CTP bu ülkenin güvenebileceği, Kıbrıs Türk insanının dayanabileceği en büyük güçtür, hep böyle olmuştur” dedi. CTP’nin 1970 yılında kurulduğunu belirten Talat, “Soğuk savaş yıllarıydı. Sonra 90’larda soğuk savaş bitti. Bambaşka mecralar ortaya çıktı. Avrupa Birliği gibi bir birliğe üye olma opsiyonu ortaya çıktı. Bu durum 90 öncesi CTP açısından kabul edilmez bir şeydi. AB emperyalist kulübün bir parçasıydı. Tabi dünya değiştikçe CTP de değişti. 90’lardan sonra soğuk savaş bitti. Sosyalist ülkeler dağıldı. Önemli bir kısmı kapitalizme atladı. Rusya dahil hemen hemen tümü, Çin de aynı şekilde. Çin ideolojisi ile çok yakınlığı olmazdı CTP ideolojisinin ama Çin de aynı şekilde kapitalizmin Allah’ını yaşamaya başladı. Dolayısıyla CTP’nin artık tarif edebileceği bir yeni dünya kalmadı” dedi.

“CTP sol ideolojisini kaybetmedi”

Talat, “CTP’nin tüm bunların sonucunda, toplumunu korumak, adada barışı sağlamak için de AB’ye girmesi, kapitalist dünya ama daha kurallı daha insan haklarına bağlı hukukun üstünlüğüne bağlı bir yapıya toplumun evrilmesini sağlamak için çalışmaya başladı” şeklinde konuştu. Bunun sonucunda CTP’nin sol ideolojisini tabii ki kaybetmediğini ifade eden Talat, CTP’nin yine emeğin değer bulması için, ezilen sınıfların haklarının sağlanması için çalışmaya devam ettiğinin altını çizdi. “Günümüzde CTP olmasa, bu ekonomik krizde, ben emekçi kesimlerin çok daha büyük zarar görürdü diye düşünürüm” şeklinde konuşan Talat, geçmiş yıllarda bunun örneklerinin bulunduğunu dile getirdi.

“Bankalara karşı tavır alamazlardı çünkü bağları vardı, hısım-akrabaydılar”

1990’larda, 1991 krizinin buna örnek olduğunu söyleyen Talat, bankalar krizi hakkında konuştu ve “Bankalar krizinde sağ iktidarın bir sürü hatası oldu. O dönemde ben parti başkanıydım. O kadar çok uyarılarımız oldu, gittik görüştük, anlattık. Dediklerimiz bir bir oldu. Önceden tedbir alınsaydı, olmayacaktı belki de. Tedbir alınmadı. Alamazlardı çünkü. Onlar bankalara karşı tavır alamazlardı mesela. Bağları vardı. Hısım akrabaydılar. Bütün mesele oydu” şeklinde konuştu.

“En büyük temennim barışı iki toplumun sağlaması”

En büyük temennisinin Kıbrıs’ta barışı iki toplumun sağlaması olduğuna dikkat çeken Talat, iki toplumun yapması gerektiği şeylerin ise; “yani iki toplumun bir biriyle haşır neşir olması, bir biriyle ayrımsız işbirliği yürütmesi, ortak etkinlikler değil, her türlü hareketi birlikte yapmaları ve çözüme hem siyasileri hem de çözüme karşı duran odakları çözüme yönlendirmesidir” olduğunu kaydetti. En büyük temennisinin bu olduğuna vurgu yapan Talat, “Ancak bunun olabileceğiyle ilgili sinyaller almıyorum” dedi. “Kıbrıs Rum toplumu ekonomik çöküş döneminde Kıbrıs sorununun çözümünü isterken, ekonomik çöküş bittikten sonra bu defa federasyona olan destek bile düşüyor” diyen Talat, kriz döneminde Kıbrıs sorununu çözümünü Kıbrıs Rum toplumunun yüzde 60’ların üzerinde desteklendiğini belirtti. Bugün ise yeni açıklanan rakamlara göre yüzde 40’larda federasyon isteği olduğunu kaydeden Talat, “ama düşünün onu müzakere ettikten ve anlaşmaya vardıktan sonra ‘burasını beğendim, burasını beğenmedim’ diye reddedecek kaç kişi olacaktır. Ve onu bırakın ne kadar güvenli olduğu da tartışma konusudur anketin” dedi.

“Tanıdığım, bildiğim, barış meleği iş adamları ansızın Annan Planına karşı çıktı”

İki toplumun anlaşması, barış için çok büyük çabalar ortaya koyan Kıbrıslı Rum iş adamlarından bazılarının Annan Planı’na hayır dediğini ve hayır kampanyası yürüttüklerini çok iyi hatırladığını söyleyen Talat, “bu durumun sonucunda ben şok olmuştum” şeklinde konuştu. “Tanıdığım, bildiğim, barış meleği iş adamları ansızın Annan Planına karşı çıkmak gibi tavır ortaya koymuştu” diyen Talat, bunun kendisine göre samimiyetsizlikten kaynaklandığını ifade etti. İki toplumda da samimiyetin sorgulanabileceğini düşündüğünü aktaran Talat, Kıbrıslı Türklerin 2002’den sonra daha istikrarlı bir şekilde çözümden yana tavır koyduğunu belirtti. 2002 öncesinde Kıbrıslı Türklerin çözüme karşı olduğunu vurgulayan Talat, o dönemde herhangi bir referandumun gündeme gelseydi, Kıbrıslı Türklerin bunu reddedeceğine dikkat çekti. “Özellikle 2004’ten sonra özellikle Kıbrıslı Türkler daha istikrarlı bir şekilde çözümden yana tavır ortaya koyuyorlar” diyen Talat, bugün bir referandum olması durumunda Kıbrıs Türk tarafından evet çıkacağını düşündüğünü söyledi. Bu evet oranının 2004 ile aynı olamayabileceğini ifade eden Talat, “Çünkü unutmayın Güzelyurt’ta oturan ve o toprakları terk etmeyi kabul eden insanlar o günden bugüne 14 yıl daha orada yaşadılar. Çoluk çocukları oldu. 2 yaşında olan 19 yaşında oldu. Dolayısıyla o insanların bizzat kendisinin olumsuz olarak etkileneceğini düşünen insanların artmış olacağını düşünürüm. Bunun sonucunda da 2004’te aynı evet oranının çıkmayacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.

“Kıbrıslı Türkler sorununun çözümüne stratejik, Kıbrıslı Rumlar taktiksel yaklaşıyor”

Kıbrıs Rum Toplumunu değişken gördüğüne dikkat çeken Talat, “Hatırlıyorum, Bürgenstock’ta10 gün kapalı kaldık. Bu 10 gün içerisinde Kıbrıs’ta hava değişti, Annan Planına karşı hareketler arttı Rum toplumunda mesajları geldiğinde, ben inanmadım. Yalandır dedim. Nasıl hayır derler? Kıbrıslı Rumlar ve partileri benim bildiğim hep çözüm isterdi. Nasıl olabilir dedim. Samimi değiller miydi? Neydi olan? Nasıl olur da hayır derler? Hatta Annan Planının daha ilerisinde vaatlerde bulunduklarını da hatırlıyorum. Samimiyetsizlik sorunundan çok galiba günlük siyasetle birlikte Kıbrıs sorunuyla ilgili siyaset de Rum toplumunun gündemini daha fazla meşgul ediyor” şeklinde konuştu. Talat, “Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs sorununun çözümüne stratejik bir yaklaşımla yaklaşırken, galiba Kıbrıslı Rumlar biraz da taktiksel olarak yaklaşıyorlar. Öyle hissediyorum” dedi. Güneyde ekonomik durumun bozulduğu zaman kendisini Baf’a çağırdıklarını söyleyen Talat, “Konferansa, hayırın merkezine gittim. Orada konferans verdim. O günler bir referandum olsa, Rum tarafında kesin evet çıkardı. Değişkendir maalesef ve günlük siyasi yaşam çok etkiliyor Kıbrıs sorununu orada. Bizde daha az etkiler. Daha uzun vadelidir Kıbrıs siyaseti bizde. Bizde Kıbrıs sorunu biraz daha istikrarlıdır diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Voice of the Island 2018

Etiketler

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close