FeaturedKIBRISKıbrıs Sorunu

‘Asıl hedef sınırlara gerek olmayan bir yapı’

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı dün akşam gerçekleştirdiği basın toplantısında asıl hedefin sınırlara gerek olmayan bir yapı olduğuna dikkat çekti. Akıncı, “öncelikle Derinya ve Aplıç kapılarının her iki topluma hayırlı olmasını dilerim. Biraz geç oldu, güç oldu ama oldu” diyerek, Kıbrıslı Türklerin Rumların hakim olacağı üniter bir devlette azınlık hakları ile yetinmeyi kabul etmeyeceğini vurguladı.

Akıncının açıklamaları şu şekilde:

“Değerli basın mensupları, iyi akşamlar.

Bizleri ekranları başında izleyen Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara da iyi akşamlar. “galis perasas”

Yeni iki kapının daha açıldığı bu günün akşamında hepinize hoş geldiniz diyorum. Bu toplantımızın iki topluma da hitap etmesini arzu ettim. Simultane tercüme aracılığı ile Rum toplumu ve diğer toplulukların da bizi izleme şansı olmasından dolayı memnuniyetimi ifade etmek isterim.

Sözlerimin başında bir konuya açıklık getirmek arzusundayım. Bu toplantının amacı sadece Sayın Anastasiadis’in yaptığı toplantıya cevap oluşturmak ve bir karşılıklı suçlama kampanyasını körüklemek değildir. Kuşkusuz aydınlatılması gerekli konulara da değinilecektir. Ama esas amacım, geldiğimiz bu kritik kavşakta, daha fazla zamanımızın olmadığının da bilinci içerisinde ve tarihi bir sorumluluğu hissederek düşüncelerimi ve görüşlerimi sizlerle paylaşmaktır.

Kapılarla ilgili olarak devam edecek olursam, öncelikle Derinya ve Aplıç kapılarının her iki topluma hayırlı olmasını dilerim. Biraz geç oldu, güç oldu ama oldu. Kuşkusuz hedefimiz sadece yeni kapıların açılması ile sınırlı değildir. Asıl hedef iki toplum arasında sınırlara gerek olmayan bir yapıyı oluşturabilmektir; ama bunun için de karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak zorunluluğu vardır.

Değerli basın mensupları,

Bildiğiniz gibi Müzakere tarihinin 50. yılındayız ve ne yazık ki hala daha karşılıklı kabul edilebilir bir sonuca ulaşmak mümkün olmamıştır. Bu noktaya çok yaklaştığımız anlar olmakla birlikte, bu hedefe ulaşılamamıştır. Bunun neden olmadığını her iki tarafın ve aynı zamanda 3. Tarafların da sağlıklı olarak değerlendirmesinin zamanı gelmiş hatta geçmiştir.

Sorunun ulaşmaya çalıştığımız çözüm modeli ve parametreleri ile ilişkili olduğu kanaatinde değilim. Çünkü gerçekçi olanlar elimizde formül olarak  iki kesimli iki toplumlu Federal çözümden başka bir şeyin olmadığının farkındadırlar. Bunun nedeni de bellidir. Çok açıktır ki, Kıbrıslı Türkler Rumların hakim olacağı üniter bir devlette azınlık hakları ile yetinmeyi kabul etmeyeceklerdir. Kıbrıs Rum tarafında da bazı çevreler iki ayrı devlet fikrine yakınlık duyabileceklerini ima etseler de, Rum toplumunun büyük çoğunluğunun iki ayrı devlet oluşumunu onaylamayacağı aşikardır.

Bu durumda görünürdeki olasılık ya Birleşmiş Milletler ve Uluslararası toplumun da destek vereceği, iki kesimli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm için çalışmak ya da statükonun devamına göz yummaktan ibarettir. Mevcut durum, bugün için Kıbrıslı Türkler açısından daha acı verici olsa da, Kıbrıslı Rumlar bakımından da çözümsüz geçecek zamanın neler getireceğini kesin olarak öngörmek kolay değildir. Statükonun devamı her iki toplum açısından da çeşitli tehlikeler barındırmaktadır.

O halde akıl işi makul bir uzlaşıyı federal çerçevede sağlamaktan geçmektedir. Bu noktada son günlerde Sayın Anastasiadis’in gündeme getirdiği desentralizasyon konusu ve siyasi eşitlik üzerine görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi bulunacak çözümün, her iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı olacağı bir çok Birleşmiş Milletler kararında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri raporlarında, 11 Şubat 2014 mutakabatında ve iki taraf arasında sağlanan birçok uzlaşmada yer almaktadır.

Egemenliğin iki toplumdan eşit olarak kaynaklanacağı, iki kurucu devletin yetkilerinin ve statüsünün eşit olacağı, iki toplum arasındaki ilişkinin bir çoğunluk – azınlık  ilişkisi olarak nitelendirilemeyeceği hep karara bağlanmış hususlardır.

Bunun yanında, siyasi eşitliğin, her federal kurulda eşit sayısal temsiliyet anlamında olmamakla birlikte, federal hükümetin tüm organlarında ve kararlarında etkin katılım anlamı taşıdığı belirtilmektedir.

Dolayısıyla sözünü ettiğim Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde yürütülen müzakerelerde sayıca eşitlik olmayan kurullarda her iki taraftan da en az bir olumlu oy ilkesi üzerinde tartışılmış ve örneğin 7-4 olarak belirlenen Bakanlar kurulunda bu ilke benimsenmiştir.  Bunun da ötesinde, dış politika, güvenlik ve savunma konularında Başkan ve Başkan yardımcısının kararları ancak birlikte alabilecekleri üzerinde uzlaşılmıştır.”

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı