‘Tek seçenek federal çözüm’

Rum Dışişleri Eski Bakanı Kasulidis, Kıbrıs müzakerelerine kalınan yerden başlanması ve federal çözüm üzerine yoğunlaşılması gerektiğini vurguladı.

Voice of the Island- Emine DAVUT YİTMEN

Rum Dışişleri Eski Bakanı Ioannis Kasulidis, Kıbrıs sorunun çözümünde federal çözüm dışında başka bir çözüm şekli olmadığını ve bunun üzerine yoğunlaşılması gerektiğini söyledi.
Kasulidis, Kıbrıs müzakerelerinin kaldığı yerden devam etmesi gerektiğini, Crans Montana’ya kadar, karşılıklı kabul edilebilir çözüme ulaşılması çabasında şimdiye kadarki en büyük ilerlemenin kaydedildiğini belirtti. Kasulidis, tarafların bıraktıkları yerden başlamaları ile birlikte, Crans Montana’nın amacı olan stratejik anlaşma üzerinde hızlıca karar verilebileceğini, bir çerçeve olacağını ve kimsenin bu çerçevenin dışına çıkamayacağını, geriye kalan müzakerenin de uygulama ile ilgili olacağını anlattı.

“Günlük hayat kurucu devletler tarafından yönetilecek”

Rum toplumunun siyasi eşitliği kabul ettiğini ve siyasi eşitliğin, federasyonda karar almada her iki toplumun etkin katılımı anlamına geldiğini ifade eden Kasulidis, her iki taraftakilerin, bu kez federasyon yönetiminin konuşulduğunu unuttuklarını söyledi. Federasyon yönetiminde, toplumların günlük hayatlarına müdahale edilmediğini, günlük hayatın kurucu devletler tarafından yönetileceğini vurguladı.
Her iki toplumun da kendini güvende hissedeceği bir güvenlik sistemi olmasının önemine değinen Kasulidis, Crans Montana’da Guterres Çerçevesi dışında, BM tarafından verilen bir non- paperde (resmi olmayan belge) bu mekanizmanın tarif edildiği yönündeki düşüncesini paylaştı.

“Uygulamada her iki taraf bir şeyler bekliyor olacak”

Uygulama ile ilgili mekanizmada ise aynı anda her iki tarafın bir şeyler bekleyeceği bazı gelişmelerin olması gerektiğini aktaran Kasulidis, örnek olarak Dönüşümlü Başkanlığı gösterdi. Kasulidis, buna göre, Dönüşümlü Başkanlık’ta 5 yılın 20’şer ay olarak bölündüğünü, Kıbrıslı Türkün Başkan olacağı 20’inci ay, Türk ordusunun büyük bölümünün çekilmesinde son gün olacağını, ilk olarak herkesin Kıbrıslı Türkün Başkanlığı yöneteceğinden emin olacağını ve ikincisi de Kıbrıslı Rumların Türk askerinin çekildiğini bekliyor olacağını anlattı.
Kasulidis, Başkanlık seçiminde, yüzde 20 oranında ağırlıklı oyun öngörüldüğü sistemin, 1960 Kıbrıslı Rum Başkan ve Kıbrıslı Türk Başkan Yardımcısı sisteminden çok daha iyi olduğunu aktardı. Kasulidis, Başkanlık seçiminde toplumların yüzde 20 söz hakkı olması halinde, her zaman ılımlıların seçileceğini ifade etti.

“Doğalgaz müzakerelere dahil edilirse durum daha çok karışır”

Doğalgaz konusunda ise Kasulidis, şu anda denizin altında ne kadar olduğu bilinmeyen bir şey üzerinden tartışma yapıldığının altını çizerek, Türkiye’nin güç kullanması halinde ne kadar doğalgazın, nerede olduğunun öğrenilemeyeceğini belirtti. Kasulidis, doğalgaz konusunun müzakerelere dahil edilmesi durumunda, konunun daha çok karışık hale geleceğini ve hiçbir şeyin çözülemeyeceğini söyledi.
Rum Dışişleri Eski Bakanı Ioannis Kasulidis, Kıbrıs sorunu ile ilgili soruları yanıtladı.

“Yeni bir girişim değil; kalındığı yerden devam olmalı”

SORU: Guterres Çerçevesi üzerinden, iki tarafta tartışmalar yaşanıyor. İki lider, sözkonusu çerçeveyi farklı değerlendiriyor. Bu tartışmaları nasıl görüyorsunuz? Cesaret kırıcı mı?
KASULİDİS: Bir tane çerçeve var. Genel Sekreterin kendisi bu çerçeveyi koydu ve ne olduğunu çok iyi biliyor. Tarafların öyle veya böyle üzerinde konuştuğu çerçeveyi, her iki toplum liderinin kabul ettiği, Türkiye’yi henüz bilmiyorum, çerçeve olarak değerlendiriyorum. Genel Sekreterin danışmanını göndererek tarafları dolaşmasını ve herhangi bir yanlış anlaşılma olmaması için tarafları derinlemesine sorgulaması ve Genel Sekreterin de tarafları müzakereleri başlatmak için davet etmesi gerektiğini düşünüyorum.

SORU: Genel Sekreter danışman atamak için Türkiye’deki seçimleri mi bekliyor?
KASULİDİS: Kıbrıs’taki her iki liderin ve Yunanistan’ın, danışmanın misyonunu kabul ettiğini biliyorum. Türkiye henüz yanıt vermedi. Türkiye büyük ihtimalle seçimleri bekliyor.

SORU: Genel Sekreter, tarafların Guterres Çerçevesini prensipte kabul ettikleri noktasından hareket ederek yeni bir girişim başlatır mı?
KASULİDİS: Yeni bir girişim değil; kalındığı yerden devam olmalı. Müzakereler kaldığı yerden devam etmeli çünkü kabul edelim ya da etmeyelim, Crans Montana’ya kadar, karşılıklı kabul edilebilir çözüme ulaşılması çabasında, şimdiye kadarki en büyük ilerleme kaydedildi. Bazı önemli farklılıklar kaldı ama düşünceme göre, kafalarında bunların ne olması gerektiğini biliyorlardı. Buna rağmen, Crans Montana’da bunları netleştirmek için yeteri kadar zaman yoktu.

SORU: Genel Sekreter, taraflardan değerlendirme yapmalarını istemişti. Taraflar, değerlendirme yapmak için zamanı etkin bir biçimde kullanabildi mi? Yoksa zaman, karşılıklı suçlama oyunu içinde mi geçti?
KASULİDİS: Değerlendirme yaptılar fakat bıraktıkları yerden başlayabilirler. Crans Montana’nın amacı olan stratejik anlaşma üzerinde hızlıca karar verebilirler. Böylece bir çerçeve olacak ve kimse bu çerçevenin dışına çıkamayacak ve bu çerçeve içinde geriye kalan müzakere, uygulama ile ilgili olacak. Uygulama için bir mekanizmaya ihtiyacımız var.

SORU: Her iki taraf, müzakerelerde görüştükleri çözüm şeklinin, federal bir çözüm olması yönünde samimi mi?
KASULİDİS: Evet, federal çözümü tartıştıklarını düşünüyorum. Federal çözüm dışında başka bir çözüm olamaz. Federal çözüm dışında başka bir alternatif yok ve tek seçenek. Şimdi bunun üzerine yoğunlaşalım.

“Sıfır asker, sıfır garanti demiyoruz; sıfır Türk askeri diyoruz”
SORU: Toplumlar federal çözümün ne olduğunu tam olarak anladılar mı? Federal çözüm için hazırlar mı?
KASULİDİS: Liderliklerin her birinin ayrı olarak federasyonun ne anlama geldiği ile ilgili halklarıyla karşı karşıya gelmedikleri doğrudur. Ancak herkes az veya çok ne olduğunu anlıyor. Rum toplumu siyasi eşitliği kabul etti. Bu konuda neden tartıştığımızı anlamıyorum. Siyasi eşitlik, BM Eski Genel Sekteri tarafından belirlenmiş ve Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmıştı. Siyasi eşitlik, federasyonda karar alınmasında her iki toplumun etkin katılımı anlamına geliyor. Her iki tarafta insanların unuttuğu şey, bu kez federasyon yönetimini konuştuğumuzdur. Federasyon yönetimi, toplumların günlük hayatlarına müdahale etmez. Günlük hayat iki devlet tarafından yönetilecek. Ekonomi, sağlık, eğitim, polis, yargı vb. konularda kurucu devletler karar verecek. İnsanların günlük hayatlarını etkilemeyen federasyon kararlarında çıkmaz olması durumunda ne olacağı konusu duruyor. Orada çıkmaz durumunda ne olacağı yönünde büyük bir korku var. 1963 olayları yeniden mi yaşanacak? 1963 ve ardından 1974’ün tekrarı yine mi olacak? korkusu var. Bu nedenle güvenlik konusu çok önemli. Her iki toplumun da kendini güvende hissedeceği bir güvenlik sistemi olmalı. Türkiye’nin garantörlüğü ve tek taraflı müdahalesi, Kıbrıslı Türkleri yüzde 100 güvende hissettirir. Ancak bu, Kıbrıslı Rumların yüzde 100’nü güvensiz hissettiriyor. Bu nedenle her iki tarafın kendilerini eşit güvende hissedecekleri bir sistem olmalı.
Crans Montana’da Guterres Çerçevesi dışında, BM tarafından verilen bir non- paperde (resmi olmayan belge) bu mekanizmanın tarif edildiğini düşünüyorum. Sayın Akıncı, bizi “sıfır asker, sıfır garanti” istemekle suçluyor. Biz bunu söylemiyoruz. Biz, “sıfır Türk askeri” diyoruz. Kararlaştırılan çekilme süresinin ardından orada bir mekanizma olacak. Güvenlik konusu ikiye ayırıyorum. Bir tanesi fiziksel güvenlik diğeri de uygulamanın yapılamaması ile ilgili korku. Diyelim ki Kıbrıslı Rum milliyetçiler gösteri yapıyor. Burada 1963 yılında olmayan Kıbrıs Türk polisi sistemi olacak. Eğer Kıbrıs Türk polisinin durumu halledemezse federal polisten yardım istenecek. Ayrıca ilk aşamada uluslararası polis gücü müdahale için hazır bulunacak. Uygulama ile ilgili mekanizmada ise aynı anda her iki tarafın bir şeyler bekleyeceği bazı gelişmelerin olması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin Dönüşümlü Başkanlık’ta anlaşmak üzereydiler. 5 yılı, 20’şer ay olarak böldüler. Önce Kıbrıslı Rum, sonra Kıbrıslı Türk ve yine Kıbrıslı Rum Başkan olacaktı. Bu noktada şöyle bir değerlendirme yapmak istiyorum. Kıbrıslı Türkün Başkan olacağı 20’inci ay, Türk ordusunun büyük bölümünün çekilmesinde son gün olacak. Yani ilk olarak herkes Kıbrıslı Türkün Başkanlığı yöneteceğinden emin olacak ve ikincisi de Kıbrıslı Rumlar Türk askerinin çekildiğini bekliyor olacak. Kısacası iki taraf da bir şeyler bekliyor olacak ve bunun benzerleri gibi…

“Dönüşümlü Başkanlık olmadan sorunun çözüleceğini düşünmüyorum”
SORU: Talat- Hristofyas görüşmelerinde Dönüşümlü Başkanlık kabul edilmişti. Ancak bildiğim kadarıyla Sayın Anastasiadis, Dönüşümlü Başkanlığı kabul etmiş değil…
KASULİDİS: Resmi olarak kabul etmedi. Ancak Crans Montana’da yazılı önerileri sunduğu kâğıtta bunu kabul etti.

SORU: Bunlar sizin de dediğiniz gibi yazılı öneriydi; yani resmi bir belge değildi…
KASULİDİS Hayır. Bunu resmi olarak masaya koydu. Eğer güvenlik ve garantilerde uzlaşılırsa doküman kalacaktı fakat bu olmayınca geri çekti.

SORU: Ancak halka açık olarak Dönüşümlü Başkanlığı kabul ediyorum demedi…
KASOULIDES: Bilmiyorum. Ancak herkes bunun böyle olacağını anlıyor. Ben öyle görüyorum. Dönüşümlü Başkanlık olmadan sorunun çözüleceğini düşünmüyorum. Başkanlık seçiminde, yüzde 20 oranında ağırlıklı oyun öngörüldüğü sistemin, 1960 Kıbrıslı Rum Başkan ve Kıbrıslı Türk Başkan Yardımcısı sisteminden çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Niye Kıbrıslı Türk veya Kıbrıslı Rum Başkan’dan korkalım? Başkanlık seçiminde toplumların yüzde 20 söz hakkı olursa, her zaman ılımlılar seçilecektir. Bir Kıbrıslı Türk, milliyetçi bir Kıbrıslı Rum’a oy verir mi? Örneğin Kıbrıs’ta başkanlık seçimlerinde her zaman Başkan olarak seçilen kişi yüzde 50’ye yakın oy alır. Sadece Anastasidis yüzde 56 almıştı. Kıbrıslı Türklerin yüzde 20 oy oranın, büyük etkisi olur.

“Denizin altında ne kadar olduğunu bilmediğimiz bir şey üzerinden tartışıyoruz”
SORU: Bir de gerginlik yaratan doğalgaz konusu var. Yabancı şirketler, tarafların bu alanda işbirliği görmek istiyorlar fakat bu yönünde pek bir adım atılamayacak gibi duruyor. Önümüzdeki aylarda doğalgaz çalışmaları hız kazanacağını anlıyoruz. Bu durumda ne olacak?
KASOULIDES: Büyük şirketlerin, uluslararası hukuk temelinde, uluslararası sözleşmeler yapma ihtiyaçları var. Neticede bunu, uluslararası tanınmış bir devletle yapma konusunda, uluslararası yasa ile bağlıdırlar. Paranın gelmeye başlaması için daha önümüzde pek çok yıl var. Şu anda denizin altında ne kadar olduğunu bilmediğimiz bir şey üzerinden tartışıyoruz. Önce keşif dönemi tamamlansın, ne kadar olduğu bulunsun ve gelirin elde edileceği zamana kadar Kıbrıs sorununu çözmeyi umalım. Bu konunun neden bir anda gerginlik yarattığını anlamıyorum. Türkiye’nin güç kullanması halinde sadece bir şey olur, o da ne kadar doğal gazın, nerede olduğunu öğrenemeyiz.

SORU: Sayın Akıncı’nın doğalgaz ile ilgili ortak komite kurulması yönündeki önerisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
KASOULIDES: Ortak Komite derken neyi kastediyor? Komite, herhangi bir tarafın, ne olduğunu durdurabileceği anlamına mı geliyor? Ya da açıkça tüm doğalgazın Türkiye’ye gitmesi anlamına mı geliyor? Bana göre doğalgaz konusu müzakerelere katılırsa, daha çok karışık hale gelecek ve hiçbir şeyi çözemeyeceğiz.

“Güven Yaratıcı Önlemlerde taraflar, siyasi avantaj peşinde olmamalı”
SORU: Müzakerelerin çökmesinin ardından, birkaçı dışında çoğu teknik komitelerdeki çalışmalarının yapılamadığını görüyoruz. Komitelerin işlevsizleştirilmesini nasıl karşılıyorsunuz?
KASOULIDES: Bazı teknik komiteler çalışıyor, bazıları çalışmıyor. Kıbrıs’ta her zaman böyledir. Eğer beklentiler varsa iki toplum arasında her şey iyi çalışır. Eğer düş kırıklığı yaşanıyorsa işler yavaşlar.

SORU: Teknik komiteler her iki taraftaki liderle bağlı. Bu komitelerin çalışması yönündeki sıkıntıların aşılması için ne gibi önemler alınabilir?
KASOULIDES: Kıbrıs sorununun çözüm ihtiyacı var. Zamanımızı ikincil konularla harcamayalım. Şunu anlamamız gerekiyor; Güven Yaratıcı Önlemlerde (GYÖ) taraflar, siyasi avantaj peşinde olmamalı. Bizim tarafta siyasi avantaj, ülkenin hükümeti olduğumuzu göstermek, Kıbrıs Türk tarafında siyasi avantaj ise KKTC’yi ayrı devlet olarak göstermek. Örneğin cep telefonları. Telefonların birleşeceği konusunda anlaşıldı. Bunun için iki çözüm var. Bir tanesi Türkiye’de bir şirketle anlaşma yapmak, diğeri de Avrupa’da telefon sistemlerini birleştirme çalışması yapan bir şirketle anlaşmak. Kıbrıs Türk tarafı hayır diyor. Kıbrıs Türk tarafı, Cumhuriyetin telekomünikasyon otoritesi ile KKTC telekomünikasyon otoritesi arasında anlaşma yapılmasını istiyor. Bu olamaz. Bu, bir siyasi avantajdır.

SORU: Biz, Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarından kaynaklanan sorun nedeniyle bunun yapılamadığını biliyorduk…
Yasa dışında, bu olamaz. Dışarıda çözümler dururken, siyasi avantaj peşinde olunmamalı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here