‘Bir kadınla ne İsa fakirleşir, ne de Muhammed zenginleşir…’

Kıbrıs’ta aşkları sınırları aşan  Antroligulu Hasan Mustafa ile Hambou’nun dillere destan  aşkları ile başlamak istiyorum bugünkü yazıma.

Voice of the Island – Cemal Dermuş

Hasan, daha çocuk yaşında okuldan alınıp Kıbrıslı Rum bir ailenin yanına verilmişti. Gencecik yaşına rağmen ovalarda hayvanlarla yaşamaya mahkum edilmişti. Delikanlı, çaresiz, kaderine boyun eğmişti. Öylesine, umarsız akıp giderken hayat, ailenin yetişkin kızı Harulla’ya (Hambou) aşık oldu. Büyük bir aşkla bağlandı birbirine kaderin doğaya mahkum ettiği iki genç. Fakat zaman milliyetçilik zamanıydı. Hasan, o güne kadar sadece hayvanların “soyu” olduğunu düşünüyordu. Hangi hayvanın hangi soydan geldiğini ezbere bilirdi ama medeniyet görmüş muallimlerin, papazların, kelli felli adamların insanların ‘soylarına’ bakarak gelecek tahayyülü kurduklarını bilmiyordu.

Kıbrıs’ı Helen ve Türk dünyalarına katmak isteyenler, Hasan ile Harulla’nın aşkı karşısında adeta çılgına dönmüşlerdi. Onları ayırmak için her yolu denemişlerdi. Hasan, Harulla’yı almaya gelen öfkeli kalabalığa karşı “onu seviyorum, o da beni seviyor, öldürecekseniz öldürün” diye haykırdığında, Harulla “senin öldüğün yerde ben de öleceğim” diyerek Hasan’ına sarılmıştı. Kavgayı Başpiskopos Makarios’un fetvası yatıştırmıştı: ‘Bir kadınla ne İsa fakirleşir, ne de Muhammed zenginleşir…’ İlk kavgalarını kazanmışlardı. Fakat sıra evlenmeye gelince, dünya yeniden başlarına yıkıldı. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda Türk ve Rum yurttaşları birbiriyle evlenebilmek için taraflardan birinin din değiştirip etnik toplumunu terk etmesi ve evleneceği kişinin etnik toplumuna katılması gerekiyordu. Bu yüzden tutkulu ve belalı bir aşkla birbirine bağlanan Harulla ile Hasan evlenemiyorlardı. Hasan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasından daha özgür düşündüğü için karısının din değiştirmesine karşı çıkıyordu. Kendisi de böyle bir şeyi yapmak istemiyordu. Ne var ki, ilk çocukları doğmak üzereydi ve devletin kapısına dayanarak çocuklarını kayıt altına almak istiyorlardı. Çaresiz, ikisinden biri din değiştirecekti. Harulla gerekli evrakı imzaladı ve “Meral” adını aldı ama kırk beş yıllık evlilik hayatlarında Hasan Harulla’ya bir gün bile “Meral” diye hitap etmedi. Tam aksine, karısının dinine saygı duydu ve her Pazar günü kiliseye gitmesini teşvik etti. 1975 yılında Kıbrıslı Türkler Androliku’yu terk ederken Hasan karısının görüşüne başvurdu. Gitmek mi kalmak mı konusunda son sözü Harulla söyledi. Harulla, “bir Hıristiyan olarak oralarda herhalde rahat edemem” deyince, Hasan “burada kalıyoruz” dedi.

ANDROLİKOU (Antroligu, Gündoğdu)

 Androlykou veya Androlikou köyü, Poli’nin sekiz kilometre güneydoğusundaki Faslı’nın iki kilometre kuzeyinde Akamas yarımadasının yakınında yer almaktadır. Dağlık,tepelik, engebeli bir arazi üzerine Kurulmuş olan Antroligu (Gündoğdu) köyünün çok eski bir geçmişi vardır. Köyün çevresindeki Kranasi Deresi’nin duvarlarında, ev iriliğinde kırmızı ile beyaz renkte kayalar vardır. Bu kayaların içinde kapısı büyük, içerisi geniş, fakat düz olmayan mağaralar bulunmaktadır. Köyün güney batısındaki Ressena bölgesinde ise toprak altında bulunan ve kiminin ağzı yuvarlak kiminin ise kare şeklinde olan, bir buçuk iki metre derinliğinde mağaralar bulunmaktadır. Rivayete göre , burada yaşayan eski insanlar çok cesur, yırtıcı ve kırıp dökücü kişilermiş bu nedenle, çevredeki halk onlara, yıkıp dökücü anlamına gelen Antrigomenos demişler. Bu sözcük zamanla halk ağzında Antroligu şeklini aldığı, köyün adının da bundan geldiği sanılmaktadır.

Bir başka rivayete göre Antroligu, Burada yaşayan ilk insanların kafası kelmiş bu yüzden “kel adamların yaşadığı yer” anlamına gelen, Antro: adam, ligu: kel anlamındadır. Bölgede yaşayan köylüler, köyün ilk yerleşimcisine “kurt adamı” anlamına gelen “Androlikos” ismine inanıyorlardı. 1958 yılında Kıbrıslı Türkler, köylerine Türkçe isim olan (Gündoğdu)’yu kabul ettiler..

Çevresinde kayalıkları olan köyün ekilebilen üç bin dönüm arazisi yanında, köylü geçimini daha çok hayvancılıktan sağlamaktaydı. Her Baf köyünde olduğu gibi, Antroligu’da da eğitime büyük önem verilmekteydi. 1962’de 68 ögrencisi olan ilkokulun, 2 öğretmeni vardı.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında köyün 3 kahvehanesi, bir bakkalı, bir de şirket bakkaliyesi vardı. Köyde elektrik olmamasına rağmen 1962 yılında köye telefon gelmişti.

1962 yılında rahmetlik Dr. Fazıl Küçük’ün Baf köylerini ziyareti çerçevesinde Antroligu köyünü de ziyaret etmiş ve o güne dair notlarını Halkın Sesi gazetesinde şu şekilde yayımlamıştı.

Köyde 400 nüfus yaşayıp burası tamamen Türk köyüdür. Uzun zaman kendi haline bırakılan cami, tamiratı için ihale edilmiş ve iyi bir duruma getirileceği muhakkaktır. Köy, içme suyu bakımından en bahtiyar urumda olan köylerimiz arasında bulunup, her evde daimi akan çeşmeler mevcuttur. Sıhhat merkezi ve polis karakolu, Druşa köyüne bağlıdır. Köylüler  Baf’ın diğer köylüleri gibi çalışkan olduğuna şüphe yoktur. Lakin bugünkü durumlarından memnun olmayıp, daha geniş sahalar ve kendilerine daha büyük refah getirecek kaynaklar aramaktadırlar. Bunun için gerekli olan her türlü destek verilerek köylünün kalkınması sağlanacaktır.

1831’deki nüfus sayımında sadece erkekler sayıldığı için 1891’deki nüfusa göre bayağı düşük bir rakam görülmektedir.

1950’lerin olağanüstü dönemlerinde, ne de 1963-64 arası toplumlararası çekişme süresince kimse bu köyden göç etmedi. Bununla birlikte, 1958 yılında köylerinde artan topluluk içi gerginlik nedeniyle, Neo Chorio’nun (Neohoryo) Kıbrıslı Türk aileleri (yaklaşık 50 kişi) evlerini terk ederek Antroligu (Gündoğdu) Köyüne sığındı. Tekrardan köye geri dönmediler ve bazıları sonunda Baf’a veya yurt dışına taşınsa da çoğunluğu Antroligu’da (Gündoğdu) kaldı. Köy, 1964 başlarında yerinden edilmiş Kıbrıslı Türkler için yeniden önemli bir kabul merkezi olarak hizmet etti; bu sefer yakındaki Faslı köyünden gelen göç edip gelen 95 Faslı’nın katılımıyla Antroligu nüfusu, 1971 yılında 585 kişiye ulaşmış oldu.

Köy sakinleri 1974 sonrasında adanın kuzeyindeki Mirtu (Çamlıbel) köyüne yerleşse de, akılları hep Antroligu’da kalan Romeo’larındaydı.

1975 yılında Kıbrıslı Türkler Androliku’yu terk ederken Hasan karısının görüşüne başvurdu. Gitmek mi kalmak mı konusunda son sözü Harulla söyledi. Harulla, “bir Hıristiyan olarak oralarda herhalde rahat edemem” deyince, Hasan “burada kalıyoruz” dedi. Kuşkusuz, bu kararın çok ağır bedelleri olacaktı. Elektriksiz, yolsuz  ve her türlü dünya nimetinden yoksun kalan köy, zamana teslim olan harap bir mekana dönüşmüştü. Terk edilmişlik evlerin çehrelerine yansımıştı. Dökülen sıvaları, çöken duvarlarıyla yıkılmaya yüz tutmuş evlerin hüzünlü gözleri andıran pencereleri, insanda garip bir ürperti uyandırıyordu. Keçilerin boşlukta çınlayan çan sesleri doğanın ürpertici sessizliğine karışıyordu. Başka da bir ses duyulmuyordu. Bu harabede gidenlerle gitmeyen iki kişi kalmıştı geriye. İki insan ve keçileri… Yalnızlık ve yoksunluk içinde yaşıyor, gidenlerin geri gelmesini bekliyorlardı. Fakat gidenler hiç gelmedi ve kapkara bir yalnızlık düştü paylarına.

“Türk mezarlığı burada biter”

Harulla 2007 yılında vefat ettiğinde Ortodoks Kilisesi Harulla’yı bir Hıristiyan gibi defnetmeyi kabul etmiyordu. Sanırım, hiçbir şey Hasan’ı bu olay kadar yaralamadı. Yarım asırlık evlilik hayatında karısının dinine saygı duymada zerre kadar kusur etmeyen çoban Hasan, şimdi papazların korkunç bağnazlığı ile karşı karşıya idi. Müslüman biri ile evlenen ve kağıt üstünde din değiştirerek bir imza süresi kadar Müslüman olan Harulla’ya papazlar adeta “kirlenmiş” muamelesi yapıyor, onun için kilisede ayin düzenlemeyi reddediyorlardı. Sonunda Hasan’ın kavgası ve bir sürü insanın müdahalesiyle Harulla son durağına gitmeden önce ruhu için kilisede ayin düzenlenebildi. Gelgelelim, “son durak” da sorunluydu. Harulla, ölmeden önce nihai yolculuğuna çıktığında Hasan’ın yanında yatmak istediğini söylemişti. Fakat Androliku köyünde sadece Müslüman mezarlığı vardı. Harulla’yı bir Müslüman mezarlığına gömmek ise dini geleneklere aykırıydı. Hasan keskin zekasıyla buna da bir çözüm buldu. Harap vaziyetteki Türk mezarlığının etrafına bir tel örgüsü çekti ve “Türk mezarlığı burada biter” dedi. “Sınırın” bittiği yere bir mezar açtı ve mezarın başına tahtadan bir haç dikti. ‘İşte Harulla’nın mezarı burasıdır, Harulla burada yatacak’ dedi. Gerçekten de Harulla o mezara gömüldü.

‘Akamas’ filmine konu olan  bir aşk öyküsü.

Harulla’nın ölümünden sonra içinde ateşler yanan Hasan, her gün Harulla’nın mezarını  ziyaret edip çiçekler bırakıyordu. En Son ziyaretinde  yorgun, bitkin ve hasta haliyle Harulla’yı ziyaret etti. ‘Sevgilim, yanına geliyorum’ dedi ve bir kaç gün sonra 24 Haziran 2014 Perşembe günü gözlerini hayata yumdu. Haçlı mezarda yatan Harulla’nın yanı başına usulünce (Müslüman olarak) defnedilerek Harulla’sına kavuştu. Hasan’ın isteği üzerine iki mezar arasına bir Kıbrıs bayrağı dikildi….

Şu anda Mirtu (Çamlıbel) de yaşayan Antroligulular’ın Güney Kıbrıs Baf bölgesinde gözü yaşlı bir aşk hikayesiyle braktıkları köyde, Bu aşkın meyvesi olan Özgür  ile kim bilir başka hangi anılarını da bırakmışlardır…

 Birçoğunun Androlikou isminin kurbanın anlamı olan “adam” ve “likos” anlamına gelen Yunanca “andros” dan kaynaklandığına inanılıyor. Bölgede yaşayan köylüler, köyün ilk yerleşimcisine “kurt adamı” anlamına gelen “Androlikos” ismine inanıyorlardı. 1958 yılında Kıbrıslı Türkler, kelimenin tam anlamıyla “güneş yükseldi” anlamına gelen alternatif ad Gündoğdu’yu kabul ettiler.

79 yaşında Akamas köyündeki evinde kalp yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti. Aşkları filmlere konu olan Rum Hambou ve Türk Hasan’ın ilişkisini anlatan en son film, 2006’da Venedik Film Festivali’nde gösterilmişti. Rum yönetmen Panicos Chrysanthou “Hasan ve ” adlı filmle birinciliği elde etmişti. Hambou sevdiğine kavuşmak için dinini değiştirmekle kalmamış, ayrıca Ayşe ismini almıştı. Güney Kıbrıs’ta aşkları sınırları aşan Hasan ve eşi Hambou’nun anısına önümüzdeki ay yaşadıkları köyde büst yapılacağı belirtildi. 

Hasan ile Hambou Pournoxouzi

Voice of the Island – Cemal Dermuş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here