60 Ülkenin Dijital Rekabet Sentezi

Dijital

Geçtiğimiz hafta Brexit manşetleri tahmin edilebileceği gibi yine zirvede olup, İngiltere’deki iş güvencesi son altı yılın en düşük seviyelerini görmeyi bekledi. İngiltere’nin politik platformu ile hala hasar gören İngiltere ekonomisine, geçtiğimiz hafta Donald Trump da son 70 yılın en düşük devlet başkanı onay oranlarının %36’lara kadar gerilemesi ile eşlik etti. Trump kendi ekonomi planları tam olarak yasa olarak daha geçirmese de, önerdiği vergi yasaları yürürlüğe girerse, Amerika’nın eşitlik alanında Yunanistan’ın gerisine düşmesi beklenmekte. Yine geçtiğimiz hafta, Trump’ın, Theresa May’in ve dünya enflasyon oranlarındaki gerilemenin yanı sıra, üç büyük gıda politikası uzmanın verdiği açıklamalarda da ülkelerin farkında olmadan büyük bir gıda güvensizliğinin içerisine sürüklendiği ortaya atıldı. Seviyeler çoğu alanlarda gerilese de, büyük dünya devletlerinin karşısında bir araya gelen küçük devletlerin ileri derecede bir başarı sergileyerek nükleer silahlanmaya dur dediklerini gördük. Yeni yüksek hız trenlerinin inşasına İngiltere’nin yakın zamanda başlayacağının açıklamasını aldık. Bunların birçoğu bizi etkilemese de, Amerika’nın faiz oranlarını sabit tutup, düşük enflasyon karşısında Dolar’ı güçlendirmesi gelişmemiş ülkelerin şu an için kuraklık dönemlerine çekileceğini belirtmekte. Neyse ki, yakın zamanda daha fazla artışı beklenen yükselen petrol fiyatlarının karşısında Dolar’ın bu gücü birbirini dengeye sokabilir.

Gelişmemiş ülkelere döndüğümüzde ise, yeni alevlenen bir sektörün doğusuna tanıklık ediyor olabiliriz. Bitcoin ile çok popüler olan ve gündemden düşmeyen, içindeki verilerin birbirlerine kriptografik elementler ile  bağlı kılan blok zincirini gelişmemiş ülkelerin birçoğu yakın zamanda  altyapı ve finansal sektör zayıflıklarını aşmak için kullanmaya başladılar. İş ve toplumsal açıdan kazandırdığı ve kazandırmak potansiyeli oluşundan blok zinciri teknolojilerinin üzerinde fazlaca kafa patlatılmakta. Bu yeni sektörün yeşermesi, zengin ve fakiri aynı anda ve aynı şekilde geliştirebilecek mi?

Sergey Brin ve Larry Page google.com sitesini kayda geçireli sadece 20 yıl, Steve Jobs’un ise Apple’ın sahnesine çıkıp iPhone’u açıklamasından ise 10 yıl geçti. Ve bu kısa sürede, teknoloji dünyamızı daha da yükseltmeye devam etmekte. Dengesiz bir sektör durumunda olsa da, 2020 yılına kadar şu anki satışının iki katına çıkması yani $4 trilyon doları geçmesi beklenmekte. Gelişmiş ülkelerin nakit para ile yıllık alışverişi 2013 yılında bile %75 oranındayken gelişmemiş ülkelerin sanal para ile ticareti sadece %1’i göstermekte. Sadece market payı üzerinden bile bu sektörlerin gelecekte gelişmemiş ülkelerdeki rağvetini görmemek elde değil.

Mevcut altyapı eksikliklerini de gidermek için devletin de başta kullanılabileceği bu sisteme bilgi alışverişinin güvenliği açısından ve verinin serbestçe izin alındıktan sonra paylaşılabilmesi bu yöntemi avantajlı kılmakta. Son 10 yıl içerisinde bu sıçrama mekanizması gelişmemiş ülkeler için oldukça etkili bir stratejidir. En güzel örneklerden olan  Kenya ve Güney Afrika gibi ülkelerde bakır kablolar döşemek yerine 3G şebekeleri kullanarak evrensel olarak telefon erişimini gerçekleştirdi ve masaüstü bilgisayarlar yerine akıllı telefonlar ile internet erişimi sağladı. 20. yüzyılın en ünlü sıçrayış örneklerinden biri de, 2. Dünya Savaşı’nın yıkımlarından yenilikçi üretim teknikleri benimsediği zaman Japonya’da yaşandı. 1960’lı ve 1970’li yıllarda Japon üretimi devrimleştirilirken, konsept olarak Amerikan imalatında bir dayanak olmamasına karşın kalite kontrolü Japonya tarafından ortaya atıldı. Kalite kontrolü, Toyota, Canon ve Nikon gibi mükemmeliyetçilikleri ile için bilinen şirketlerin etrafında ülkenin ulusal markasını yeniden şekillendirerek Japonya’da bir endüstrinin temel taşı haline geldi. Avrupalı ​​ve Amerikalı şirketler de yıllarca bu kalite kontrol işlevini yakalamak zorunda kaldılar.

Günümüzde Kenya ve Tanzanya’daki M-Pesa ödeme sistemi (insanların ulusal para biriminde yalnızca telefonlarını kullanarak bankaya geleneksel bankacılık uygulamalarını atlayarak mobil bir bankacılık devrimi gerçekleştirdiği sistem) nispeten fakir çiftçilere ekonomik fiyata güvenilir bir şekilde ödeme gönderip almalarına izin vererek, işlem maliyetlerini düşürerek ekonomik büyümeyi teşvik ederek kalkınmayı artırdı. Bill & Melinda Gates Vakfı tarafından finanse edilen araştırma, mobil para hizmetlerinin kadın başlığı altındaki ailelerde özellikle büyük etkisi olan 194.000 Kenyalı yoksulluktan kurtarmasıyla gündemde. Şu anda birçok gelişmemiş ülke birikimlerinin büyük bir bölümünü bu gibi kriptografik ve ileride ülkeye kazanç sağlayabilecek düşük teknoloji sektörlerine yatırmaktadır. Aşağıdaki grafikte görüldüğü üzere dijitalizasyon seviyeleri düşük olmasına rağmen bu sektörlerde hızlıca ilerleyen gelişmemiş ülkeleri ‘break out’ kısmında sergilemekte. Bizim de kendimizi katmamız gereken bu ülkeler topluluğu, yüksek momentumu ve büyümedeki belirsizlik onları ile kendilerini yatırımcılara çok çekici kılmaktadır. ‘Break Out’ ülkeleri, Çin, Malezya, Bolivya, Kenya ve Rusya’nın ön plana çıkmasıyla birlikte, Geleceğin Beklenen Ülkeleri olma potansiyeline sahiptir.

Sadece yüzyıllar boyu süren batılı bankacılık sistemlerini kopyalamak, Kenya ve Tanzanya halkı için kolay ya da etkili olamazdı. Bu sistemlere yanı sıra da, M-Pesa gibi mobil para hizmetlerinin ek faydası da birçok gelişmiş ülkede bulunandan daha gelişmiş ve sofistike olması. Eski tarihli eski bir sistemi desteklemek yerine, gelişmiş dünyanın finansal altyapısından kurtulmak gelişmemiş ülkeler için mantıklı bir çözüm.

Hasan Can Yıldırım

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here